TANJU OKAN DA BİZİ GÖRDÜ MÜ? YA LEMAN SAM?

27 Ağustos 2017 Pazar

Geniş kanatlarında açıldım denizlere / Yıllanmış ne günler bulup çıkardım derinde / Bir yosun bir şarkı, bir eski kayıkhane / Doğduğum şehri buldum gittiğim her yerde...” (Yeni Türkü) 


Dün akşam plansız programsız (en güzeli) bir şekilde kendimi Leman Sam konserinde bulunca Kadıköy Sahne’nin karanlığından minicik bir tünelle Bodrum’un yaz günü aydınlığına geçiverdim.

Bodrum’da bir zamanlar Big Ben Pub vardı. Pub’ın Cumhuriyet Caddesi’nden (şimdi Barlar sokağı da deniliyor), aşağı doğru hafif rampalı, sağa doğru kıvrılan, üzeri tünel görünümü verecek şekilde beyaz tente ile gölgelendirilmiş bir girişi vardı. İşte tam o girişin orta yerinde bir gün bir kadın ile karşılaştım. 10 yaşında falandım. Ben dışarı çıkıyordum, o içeri giriyordu yanında birileriyle ve ortamda bir telaş vardı: “Leman Sam geldi!” Hatırladığım minik bir kot şort, bronz bacaklar, upuzun kızıl saçlar, incecik, minicik bir kadın... Yüzüne bakmaya fırsatım olmamıştı.

Yaz-kış yıllar boyu, Big Ben gündüzleri bizimdi, oyun parkımızdı! Akşam ise büyüklerimiz kendi oyunlarını oynarlardı. “Pub’a gidiyoruz” derlerdi kısaca. Mekanın Kumbahçe sahilinden de girişi olduğu için kumsaldan yürürlerdi. Sabit  beyaz taş sedirlerden oluşan locaları ve ortada yine sabit ahşap masaları olan geniş bir mekandı. Sahile en yakın kısımda bar vardı. Barın konumu dolayısıyla barmenin sırtı denize dönük olurdu, müşteriler ise daima denize ve kaleyi seyrederdi.

Pub’ın benim için en önemli özelliği evimizin iki bina ilerisinde olmasıydı. Bu, şu demekti; yaz boyu kim sahne alıyorsa biz çocuklar yani kuzenlerim ve ben, anneannemizin evinde bu müzikleri dinleyerek uykuya dalardık. Gece dışarı çıkma iznimiz henüz yoktu ama her gece bar bize geliyordu anlayacağınız.
Bir yaz boyu Doğan Canku, “Güneşin alevden saçları/Aşınca karşıki tepeden/Gölgeler sarar yamaçları/Ürkerim gelecek geceden” derken gecelere yüklenen anlamlardan henüz habersiz uykuya dalardık.
Bir başka yaz  Tanju Okan, “Eşyalar toplanmış seninle birlikte, anılar saçılmış odaya her yere... Sen... Kadınım”  diye yüreğimizin tellerini titretirdi.
Bir diğerinde Derya Köroğlu (Yeni Türkü), “Olmasa mektubun, yazdıkların olmasa... Kim inanır senle ayrıldığımıza” derken yattığımız cam kenarından gökyüzüne bakar, o mektupta ne yazdığını düşünürdük. Murathan Mungan'dan ise henüz hiç haberimiz yoktu. 

Leman Sam, “Döndüm daldan düşen kuru yaprağa, seher yeli dağıt beni kır beni, götür tozlarımı burdan uzağa yarin çıplak ayağına sür beni leylim ley” derken bana bu hayatta en çok dokunan şarkıların Sabahattin Ali’nin mahpusluk şiirleri olduğunu keşfetmeme yıllar vardı.
Yeni Türkü -ki gerçekten çok yeniydi ve bizim için daima yeni kalacak- “Yaprak yaprak açtırırsın/ İlk yaz nasıl açtırırsa/İlk gülünü gizem dolu/Hünerli bir dokunuşla /Hiç kimsenin yağmurun bile/Böyle küçük elleri yoktur/Bütün güllerden derin/Bir sesi var gözlerinin” derken bugün benim o yaşlarımda olan kızımın adına fark etmeden uykumda karar vermiştim: Yağmur... 
e.e. Cummings’in “Somewhere I Have Never Travelled” adlı şiirinden “Yağmurun Elleri” diye uyarlayanın canım Vedat Türkali’nin oğlu Barış Pirhasan olması ise bir başka mutluluğum oldu sonra... (Bizim bilmediğimiz bir şeyler dönüyor bu hayatta ben size diyeyim. :) )
***
Sonra yaz biterdi... Eylül giderdi herkesle birlikte. Big Ben’in barındaki tüm şişeler ve bardaklar yok olur, taş sedirlerin üzerine konulan can alıcı turuncu yastıklar toplanır, müzik sistemleri ve  oturma bölümlerinin üzerindeki tenteler sökülürdü. Geriye... O tenteleri tutan demirler, boş bir bar, küçük sahne ve kocaman kavuğu olan ağaç kalırdı. Adını şu an hatırlayamadığım, dut gibi yapışkan garip bir meyvesi olan, “Çocukken ağaçlara tırmanırdık” diyebilmek için en büyük kanıtım olan o ağaç... 
O sahnede hayali izleyicilerimize konserler verir, barda birbirimize gözle görünmeyen ikramlar yapar, demirlere kollarımızla asılıp (ayaklarımız yere yetişmezdi) elleriyle en fazla kim ilerleyebilecek yarışı yapar, uzamış ve uyuşmuş kollarımızla bir yerde pes edip aşağı atlardık.
Lodos fırtınaları başlayana kadar saklambaç, yakalamaca gibi birçok oyun için de burayı kullanırdık. Lodos sonrası mekan ağzına kadar kum dolmuş olurdu, o hali ile içinde oynamak ayrı bir keyifti. Aslında bütün Bodrum bizim oyun bahçemizdi ya, burayı ayrı severdik.
Big Ben’in kendi içinde iki dönemi vardı... İlk dönemi Bodrum’da yaşayan yerli boylu ya da sonradan olma Bodrumlular’ın adeta buluşma yeriydi. Annemin, “Öyle bir yer ki, bir daha aynısı olamaz” dediği... Anneannemin Ankara'dan gelip satın aldığı evi henüz tadilattayken (1970’lerin başı) Big Ben’in barında oturup Bodrum Kalesi’ne bakan annemin, artık o manzaraya hep bakabileceğini fark ettiği andaki mutluluğunu düşününce içim ürperiyor.
Sonra benim anlattığım ikinci dönem başladı. Daha turistik, bizimkilerin biraz ayağını kestiği ama şimdi düşününce hala çok güzel olan... Sonra o da bitti. Neyse ki annem manzara bakmaya devam... J

***
Leman Sam sahnede soluksuz ve keyifle, tahminimden düşük bir yaş ortalamasına harika bir gece yaşatırken minik tünelimden döndüm geri... Hep bir ağızdan, “yıllardan sonra, yollardan sonra” söyledik:

Seher yeli çık dağlara 
Güneş topla benim için 
Haber ilet dört diyara canım 
Güneş topla benim için 

Umutların arasından 
Kirpiklerin karasından 
Döşte bıçak yarasından canım 
Güneş topla benim için 

Seher yeli yar gözünden 
Havadaki kuş izinden 
Geceleyin gök yüzünden canım 
Güneş topla benim için
                                    (Ülkü Tamer)



*** Aradan geçen onca yıl isimlerde tarihlerde hata yaptırdıysa affola... Çocuktuk neticede... J

Fotoğraf: Üzeyir Çetinkaya/Kadıköy Sahne/Ağustos 2017

Read more...

MUTLULUK


Yine muhteşem farkındalıklarla dolu yeni sayımızı okumaya başlamadan önce küçük bir deneyim yaşayalım mı birlikte?

Her neredeyseniz, bir an içi arkanıza yaslanın ve derin bir nefes alın.

Bugünlerde zihninizi kurcalayan, hatta oradan bedeninize akan ve sizin her anlamda yoran konu her ne ise...

O konunun sıkıntısını bedeninizde hissettiğiniz yere birkaç nefes daha alın.

Şimdi bu konuyu, bir şekilde mutlaka çözüleceğine inançla, zihinlerimizin anlayamadığı, algılayamadığı yüksek bilince teslim edin.

Teslim ettiğiniz yerde, sizin en yüksek hayrınıza çözüme ulaşacağına yürekten inanın.

Bu böyle olacak.

İnanın.

Tam da bunu yaptığınız an kalbinizde ortaya çıkan belki minicik belki de kocaman neşe var ya...

İşte ona güvenin.

Önümüzdeki sayfalarda röportajını okuyacağınız bilge insan Işık Yazan’ın dediği gibi;

“Mutluluk başarılabilecek bir şey değil, keşfedilebilecek bir şeydir. O bir bırakmışlık, ‘olan’a izin verilmişlik hali içindeyken kendisi gerçekleşir.”


Sevgiyle,

 POZİTİF DERGİSİ NİSAN 2017






Read more...

POZİTİF OLMAK

İtiraf etmek istiyorum:
Kişisel gelişim, pozitif olmak, spritüalite gibi kavramların yanlış anlaşılması, bu yanlışlık üzerinden yargılanması veya çok sık kullanılarak içinin boşaltılmış olmasından bize de fenalık geldi.
Bu dergiye katkısı olan birçok insanın ortak duygusunu aktarmak, durduğumuz yeri netleştirmek için bir iki satır yazmak farz oldu.
Zihinlerimiz kategorize etmeye bayılıyor. “Kişisel gelişimciler”, “Spritüeller” gibi kategorilerimiz var artık.
Bir uçta bazı kişisel gelişim uzmanları, diğer uçta onlara karşı olanlar duruyor. Oysa ikisinin de rakibi kim biliyor musunuz? Sayfa ...’da röportajını okuyacağınız sevgili Ünal Güner’in deyimi ile “taraf tutmayanlar.” Nötre ulaşmış, yani uyanmış olanlar... Dengeyi bulanlar...
Ama şu da bir gerçek ki veren el alan elden hayırlıdır ve veren olmak sizi dengeden yüzde 51 oranında pozitife yaklaştırır. 51’den öte pozitife ilerlediğimizde ise diğer uçtaki maddeye ve güce bağımlı dünyayı büyütürüz.
Pozitif olmak ne demek?
Aşırı uca gitmek değil, olanı olduğu gibi görüp kabul etmek ama bu sırada korku, kaygı ve endişeye kapılmamak, hayata güvenmek demek...
Kişisel gelişime ihtiyacımız nereden doğdu sizce?
Artık kalıplardan, kategorilerden çıkıp BİR olmak istediğimiz için olabilir mi? Kişisel gelişime kızanlar esnemedikçe kişisel gelişimi eğrisi ve doğrusu ile büyüteceklerinin farkındalar mı?
Kişisel gelişim nedir peki?
Kişisel gelişim bir ürün değil. Dengeli bir içsel gelişim anlamına geldiğini ve kişisel kelimesinin, “değişim bireyden başlar” gerçeğine atıfta bulunduğunu da düşünüyorum.
İnsan nasıl gelişir?
Görüyoruz ki beklenti çok yüksek... Bazı vaatler de çok büyük!  Bir çalışmada her anlamda yepyeni bir siz mümkün olabilir mi? Ya gelişim beklentisizlikten doğuyorsa? Binlerce yıldır Anadolu’nun maneviyat zengini topraklarında içsel gelişim için beklentiyi bırakmadı mı insanlar? Kişisel gelişim hayatın her anında değil mi? Hep yok muydu? Bugün başka kültürlerden gelmesi, onun bu topraklarda hep var olduğu gerçeğini değiştirir mi?
Bu yolda rehberiniz kim olmalı?
Bir rehber arıyorsanız niyetinizin sizi doğru insana götüreceğini söyleyebilirim. Danışın ve çekilin. Siz ondan medet umuyor, o sizi kendine bağlamak istiyorsa oraya dikkatli bakmakta fayda var. Rehberin vazifesi size bilgiyi aktarmaktır ve tekamül ancak kişi kendi sorumluluğunu alırsa gerçekleşir.
Bu meseleye değindiği muhteşem köşe yazısını sayfa.... ‘da okuyacağınız Işık Menderes’in deyimiyle “zamanın sınavını geçebilmiş öğretiler” rehberiniz olsun.
Yolunuz açık olsun.





Read more...

NİYETLERİMİZİN FARKINDA OLMAK


Geçtiğimiz günlerde değerli bir büyüğüm ile konuşur ve hayatımda devam eden bir konuda şikayet ederken, “Peki tam olarak ne istiyorsun?” diye sordu. Az önce art arta cümleler kuran dilim tutuluverdi o an. Yanıtım yoktu. O konuda gerçekten farklı ne istediğimi bilmiyordum. Aslında istediğim her ne ise olmakta olandı. Tek yapmam gereken niyetimi değiştirmekti. Bunun için de yeni niyetimin netleşmesi gerekiyordu. Ne yemek istediğine karar veremeyip, “Yap işte ortaya karışık bir şeyler” diyen restoran müşterisi gibiydim ve ortaya karışık yaşayıp gidiyordum o konuda.

Yeni niyetlerin yapılması için yılbaşı gibi özel günlerin beklememize gerek olmasa da adet olmuş, şimdi 2017 için niyetlerimizi oluşturmaya daha hazır hissediyoruz kendimizi. İşte tam da bu günlerde gerçekten ne istediğimizi fark etmek çok önemli… Beğensek de beğenmesek de şu an hayatımızda olmakta olanı bizim niyetlerimiz oluşturdu. Bunu bilinçli bir yaratıma dönüştürmek için hiç üşenmeyin ve 2017 yılın içinde deneyimlemek istediklerinizi lütfen yazın. Yazıya döktüğünüzde o hedeflere ulaşmak için farkındalığınız artacak; ilgili konuları, insanları, fırsatları daha net görmeye başlayacaksınız.
Listenizi oluştururken, “Bu kadarı da olmaz ki” demeyin. Oltanızı sonsuz olasılıklar okyanusuna, hayalinizi tutacağınıza güvenerek attığınızda inanın ki boş çekmeyeceksiniz.  Aradaki tek engel sizin zihniniz.

Ve en önemlisi, niyetlerinizi yazarken içine duygunuzu eklemeyi lütfen unutmayın. Belli bir işe girmek ya da kendi işinizi kurmak diyelim ki maddelerinizden biri. O işi yaparken neler hissedeceğinizi yazmayı ve hayal etmeyi unutmayın. Hayalinizdeki işe girip dünyanın en zor müdürü ile çalışmanız da mümkün. Ama bu hayale “çalışırken huzurlu hissettiğim, potansiyelimi kullanabildiğim, birlikte çalıştığım insanlarla uyum içinde olduğum” gibi maddeler de eklerseniz yeni işinizin tadına doyum olmayacaktır.


2017 değişimin ve yeni başlagıçların yılı olarak yorumlanıyor.


Siz değişime nereden başlamaya niyetlisiniz?

POZİTİF DERGİSİ ARALIK 2016

Read more...

REHBERİM KİM OLSUN?


Şu an bu dergiyi okuyorsanız, içinizde yola çıkma isteğinin kıvılcımları ortaya çıktı, belki de ateş bacayı çoktan sardı demektir. Artık yaşamda bir şeyleri değiştirme şansınız olduğunu ve bunun sadece sizin iradenizle yapılabileceğini fark etmişsinizdir. Ama bu aşamada çok önemli bir soru vardır: “Bana kim yol gösterecek?”

Oysa... 
Zaten hayatın içinde her an birbirimizin rehberi oluruz. Bir arkadaşımız sohbet arasında öyle bir söz eder ki –etkisinin kendisi bile farkında değildir belki- o andan sonra konu her ne ise eskisi gibi olamaz artık. Değişim başlamıştır. Bazen de bir başkası bize söyler, “O günkü davranışın hayatımı değiştirdi” diye... Bir kitap, bir film hatta küçümsediğimiz bir dizinin repliği, beğenmediğimiz bir ekran yüzünün yaşadıkları, dünyanın öbür ucundan bir gazete haberi bile yapar bunu zaman zaman. 

Bir de...
Kendi kendimize rehberlik yaparız sık sık. Üzerinde çok düşünmeden yaptığımız şeyler, giriştiğimiz işler, saptığımız yollar öyle güzelliklere açılır ki... Ama o ilk adımı hatırlamayız bile dönüp  bakınca.... Sahi, nasıl çıkmıştık bu yola, çıkaramayız. Düşünmemişizdir çünkü üstüne fazla, kalbimizin sesine yani en büyük rehberimize uymuşuzdur aslında. 

Ancak...
Öncelikle zihnini dinlemeyi öğrenen bizler, kalbin sesini duymayı unuttuğumuz için bazen ne kadar “istiyorum” desek de olmaz bazı şeyler, değişmez, dönüşmez. İşte o  zaman başlar rehber arayışı... 
Bu rehberin kim olacağı, karşınıza kimin çıkacağı, ayaklarınızın sizi kime götüreceği tamamen kişisel bir meseledir. “Öğrenci hazırsa öğretmen gelir” denir. Ama zihnimiz acele eder, bir an evvel çözmek ister; sağlık, para, aşk, terfi hemen olsun diye bekler. 
Bizlere sık sık ilettiğiniz doğru rehber sorularına buradan tek bir cevap verebilirim:
Önce zihniniz yönlendirir sizi. “Ancak çok para ödersem şifa bulurum” düşünce kalıbınız varsa popüler ve pahalı olana, “Çok para ödersem kazıklanırım” diyorsanız en ucuzuna ve belki de ücretsiz ayarlayabildiğiniz kişiye başvurursunuz. Sistemde herkesin, her şeyin bir fonksiyonu vardır, tüm bu seçenekler olmak zorundadır. Zamanla işler değişebilir, kalbiniz sizi kalmaya ya da bir başkasına gitmeye yönlendirebilir. Bazen de yıllarınızı verir sonra bir dirhem yol alamadım diye kızıp her şeyi bırakabilirsiniz... Bu yolda her şey mümkündür. Sosyal medya paylaşımları kadar, “Pozitif düşün pozitif olsun” değildir hikaye. Zorlar, yüzleştirir, ağlatır, sabır sınar, bazen bunaltır. Ama pes ettiğiniz sansanız dahi bir süre sonra tekrar kalkıp yürüyeceksinizdir, o merak bir kez düşmüştür içinize. 
Bence bu yolda en çok dikkat edilmesi gereken çok sevseniz de çok inansanız da kimseyi kendinizden üstün görmemeniz, kimseye bağımlı olmamanız ve iradenizi kimseye ve inandığınız hiçbir varlığa devretmemenizdir. Filmin sonunu bilen kimse yoktur, rehberleriniz size gittikleri yol kadarını gösterebilirler ancak ve bu çok değerlidir. Ama her insan kendi kendisinin rehberi olacak özelliklerle donatılmıştır; buna yeterince inanır ve bu konuda çalışkan olursa yolunu bulacaktır. 

Yolunuz açık olsun...  

Pozitif Dergisi-Ekim 2016

Read more...

HİÇ BİTMEYEN BİR DÖNGÜ


Bir arkadaşımız bir zamanlar maddi sıkıntılar nedeniyle evini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştı. Gün oldu devran döndü, şimdi aynı evi bir an evvel satmak için uğraşıyor. Biz de arkadaşları olarak o zamanlar, “Ay inşallah satılmaz” diye dualar ederken şimdi “Ay bir an evvel satılsın” demeye başladık.
İçimizden biri geçen gün değerli eğitmen Cem Şen’in sosyal medyada paylaştığı bir hikayeyi anlattı ve “Kendimizi o hikayede her olay için hemen yorum yapanlara benzetiyorum” dedi. Epeyce güldük.

Kayıp At isimli Çin öyküsünün kısa versiyonu şöyle…  

Çin’in kuzey sınırında, olayları yorumlamasıyla ünlü bir adam yaşardı. Bir gün, durduk yerde, atı sınırın ötesine, göçebe kabilelerin yaşadığı topraklara kaçtı. Herkes onu teselli etmeye çalıştı ama babası, “Bunun talihli bir şey olmadığına nasıl emin olabiliyorsunuz?” diye sordu. Birkaç ay sonra at çıkageldi. Beraberinde ise  göçebelere ait muhteşem bir aygır vardı. Bu kez herkes genç adamı kutladı ama babası, “Bunun bir felaket olmadığını nereden biliyorsunuz?” diye sordu. Evleri yeni gelen muhteşem atla daha da zenginleşmişti. Genç adam bu ata binmeyi çok seviyordu. Bir gün atını keyifle sürerken düşüp kalçasını kırdı ve sakatlandı. Tüm komşuları gelip genç adamı teselli etmeye çalıştılar ama babası, “Bunun talihli bir şey olmadığına nasıl emin olabiliyorsunuz?” diye sordu. Bir yıl sonra kuzey sınırlarını aşan göçebe atlılar Çin topraklarına saldırdılar ve eli silah tutan her genç adam, kılıcını ve okunu alıp askere gitti. Sınırı korumak için giden bu genç adamların yalnızca onda bir tanesi geriye dönebildi. Genç adam ise topal kaldığı için savaşa alınmadı ve baba-oğul hayatta kalıp birbirlerine destek oldular.

İşte bu günlerde dönüp dönüp okumamız gereken bir hikaye bu…

Çünkü bu döngü hep devam edecek…

Sükunet içinde, ne istemediğimize ve karşı (!) tarafın kabahatlerine değil, ne istediğimize ve bireysel gelişimimize odaklanarak, bilgelik ve merhametle yaşamanın vaktidir şimdi…


Pozitif Dergisi- Ağustos 2016

Read more...
Related Posts with Thumbnails