GÖRMEDİĞİNE İNANMAK

1 Temmuz 2016 Cuma

 Yaz…  Gevşemenin, esnemenin, keyif almanın, neşenin, güneşin, denizin, kumun mevsimi. Daha doğrusu bizim ona yüklediğimiz anlam bu. Bu anlama tutunup yazın bir başka insanın hayatını yaşayacakmışsınız gibi geliyor mu size de? Ve sonra her sonbahar aslında hala aynı insan olduğunuzu fark ediyor musunuz? “Mesele mevsimde değilmiş meğer” diyor musunuz?

Gevşemek, esnemek mevsimlerden, yaştan, zamandan, mekandan bağımsız bir gerçeğimiz olmalı aslında. Yıllar içinde her bir tuğlası binbir emekle ve çoğunlukla sıkıntıyla örülmüş o zihin duvarlarının esmesine o kadar ihtiyacımız var ki.
Ama istemezler…
Buna biraz izin verip, azıcık ama azıcık esnesek, yani yıllarca “iki kere iki dört” dediğimiz konularda birkaç seçeneğe daha göz atmaya kalksak “Hoop! Delirdin mi sen?” diye karşına dikiliverirler. En yakınınızdan komşunuza, iş arkadaşınızdan yöneticinize, hatta hükümetlerinize kadar, is-te-mez-ler! Doğduğun hayatın içinde sadece gördüğüne inan, düzeni bozmadan yaşa, denileni yap, denilmeyeni yapma, oku, çalış, zamanını satarak para kazan, evlen, doğur, öl diye beklerler.  Üstelik biz de bunu bekleriz, hem kendimizden hem de başkalarından.
Oysa seçenekler sonsuz, yollar bol, yardım hep orada… Gözümüzle göremediğimiz seçenekler, yardımcılar, yollar… Orada… Bunları harekete geçirecek tek kişi ise sen, ben, o…
***
Kuş Bernie uçmaktan korkuyordu. Bir gece annesi, diğer kardeşleri gibi onu da ağaçtan itiverecek ve uçamayıp yere çakılacak diye gözüne uyku girmiyordu. Ayağını iple yuvaya bağlayıp annesi ittiğinde havada asılı kalınca ailesi kendisine bir kuş olan beyin doktoru Sigg’i çağırmaya karar verdi. Doktor neden korktuğunu sordu. “Ben havaya inanmıyorum” dedi Bernie, “Onu göremiyorum. Herkes uçuyor evet ama ben havayı göremediğim için uçmak bana göre değil.”
Doktor, “Havayı göremiyorsun, peki gerçekten korktuğun nedir?” diye sorunca Bernie yere çakılmaktan korktuğunu söyledi. Kendisinin yere çakılmasına neden olacak şeyin ne olduğu sorusuna ise “Yerçekimi” diye cevap verdi. Doktor, “Sen şu an yerçekimini de göremiyorsun, öyle değil mi?” diye sordu ve devam etti: “Sen yuvadan aşağı atladığında yerçekimini kanıtlayabilirsin. Ama sen yuvadan aşağı atladığın anda havanın varlığını da kanıtlayabilirsin çünkü o tıpkı yer çekimi gibi oradadır. Onu göremezsin ama gerçekten oradadır.” Kryon’un yedinci kitabı “Yeni Başlangıçt”a yer alan bu hikayenin sonunda tahmin edebileceğiniz gibi Bernie uçtu ve o ilk gün uçmaya doyamadı.

Görmediğiniz ama hissettiklerinize inanmak üzere esnediğiniz, yuvanızdan çıkıp uçmaya doyamadığınız bir yaz olsun!

Sevgiyle…

POZİTİF DERGİSİ/MAYIS 2016


Read more...

SEVGİ BÖCEĞİ

Etrafımızda canımızı yakan bunca olay olurken bazı insanların en katlanamadığı şey ‘pozitif’, ‘sevgi’, ‘enerji’, ‘bir olmak’ gibi kelimeler…

Ortada bir terör olayı ve büyük acılar var, bu nedenle o acıya lanetler okunmalı, olay şiddetle kınanmalı, haberler yakından takip edilip korku dolu senaryolar kulaktan kulağa dolaşmalı… mı gerçekten?

Yoksa yaşananların farkında olmak ancak korkunun kurbanı olmadan, iç dengemizi kaybetmeden iyi enerjileri yükseltmeye çalışmak mı? Iyilik duaları etmek ve hatta bir sebeple kalplerini sevgiye kapatmış bu insanların kalplerine şifa gönderdiğimizi imgelemek mi?

Eğer ikincisini yapıyorsanız küçümseyici bir ‘sevgi böceği’ etiketini alnınızın ortasına yiyebilirsiniz.

Olsun varsın…

Felaket canavarı yerine sevgi böceği olalım.
Dedikodu yapacağımıza enerjilerden bahsedelim.
Bu memleketin adam olmayacağını söylemek yerine daha iyisi için ne yapabileceğimize odaklanalım.
Sohbetin ikinci cümlesinde “Bu yaz cehennem sıcakları geliyormuş” demek yerine “Biliyor musun orman okulları açılıyormuş çocuklar için, insanlar Tabiat Ana’ya geri dönmeye başlıyor” diyebilecek kadar ‘iyi’ haberleri de takip edelim.
Kurtuluşu başkalarından beklemek, hayalimizdeki lideri bulmak için gözümüzü ufuklara dikeceğimize hepimiz birer lider olalım.
Daha dingin bir yaşam için irademizi başkalarına teslim etmek yerine kendi içimizdeki ‘şifa’yı uyandıralım.
Düşüncemizden ve dilimizden kötülüğü, laneti, şiddeti, öfkeyi, kini temizleyelim.

Ve hep sevgi böceği olalım.
Kritik kütleye ulaştığımızda daha çok insanın sevgiye geçeceğine ve güzel bir dünyada yaşayacağımıza inanalım.

“Huzur ve barış insanın içinde başlamadıkça asla var olamaz” diyor spritüel öğretmen Mooji. Ve yüzyıllardan bugüne onlarca aydınlık insan söylüyor benzerini.
Unuttuk insanlığmıızı ve dinlemiyoruz onları.

Oysa;
“İnsan insanım diyorsa
Bir şey yapmalı”*

*Moğollar-Bir şey Yapmalı



 POZİTİF DERGİSİ/MART 2016

Read more...

BİREYSEL DEVRİM

 Pozitif’e emeği geçen çok sayıda güzel arkadaşım ve derginin içeriğinde yer almak için bize ulaşan onlarca değerli insan var.  Anlayacağınız konu depomuz dolup taşıyor ancak bugüne kadar alışılmış bir konu toplantısını hiç yapmadık. Çünkü dergi kendi içeriğini kendi belirliyor. Baskıya bir kaç gün kala mesaj net olarak kendini gösteriyor. Bu sayıda da öyle oldu ve konu ‘barış’a geldi. Sevgili Azra Kohen telefonda “Barış değil, aslında anlayış” deyince de tüm taşlar yerine oturdu.  Evet bu sayıda konumuz ANLAYIŞ… Röportajları ve köşe yazılarını okudukça birbirini hiç tanımayan hatta aynı ülkede dahi yaşamayan insanların nasıl aynı konu üzerinde yoğunlaştıklarını fark edeceksiniz. Birbirimizi anlamak ve bunun içinde önce kendimizi ve insanlığımızı anlamak zorundayız.

Artık bitti!
Kabul etmek istesek de istemesek de ötekine öfkelenerek, berikini lanetleyerek, televizyonun karşısında hop oturup hop kalkıp söverek, insanlara sadece üzülüp acıyarak, her gün otobüste, metrobüste, trafikte, işyerinde birbirimize çok kızarak, başta en yakınlarımız olmak üzere insanları affetmeyerek, yani bugüne kadar yapageldiklerimizi yaparak varacağımız yer farklı bir adres olmayacak. Öfkelerimiz birleşe birleşe büyüyüp yine birilerinin üzerine yağacak ve biz yine üzüleceğiz.

Değişmemiz gerekiyor.

Stefano D’anna’nın Tanrılar Okulu adlı kitabında Dreamer ne diyordu?
“Bedelin peşinen ödenmesi iyileşmiş bir insanlığın seçimidir. Ve bu bedel kişinin kendi değişimidir. Yani bu bir insandaki dikkat etme, kendini bilme, olumsuz duyguları dönüştürme ve içerideki fazlıklardan kurtulma gibi en üstün işlevlerin sentezidir.”
Dreamer şöyle devam ediyordu:
“İnsanlık kendini yenileyebilir, yeniden oluşabilir ve doğabilir, gömülmüş iradeyi geri kazanabilir. Kitlesel bir devrime gerek yoktur. İnsanlığın gerçek dönüşümü, kendi bütünlüğüne ve kendi birliğine ulaşan tek bir bireyin dönüşümü ile gerçekleşir.”

İşte böyle…

Siz… Bireysel devrimizine hazır mısınız?

POZİTİF DERGİSİ/OCAK 2016




Read more...

HER ŞEY İÇSELDİR

2015 yılında tam on haftanın cumartesi ve pazarlarını, İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna gitmek suretiyle katıldığım bir kuantum koçluk eğitimine ayırdım. Onca saatlik eğitimi tek bir cümle ile özetlemem istense şunu söylerdim: “Her şey içseldir.” 
Can kulağı ile dinlediğimiz tüm bilgilere rağmen zaman zaman “Ama o da şöyle yaptı” dediğimizde eğitmenimizin “O parmak hep dışarıda, hep dışarıda” deyişi hep kulaklarımda çünkü topu taca atma tuzağına hala düşüyorum. 
Bu ifade, özellikle de kendimizi çok haklı gördüğümüz olaylarda rahatsız edici olabiliyor.  Ama ‘İçeride ne varsa dışarıda da o vardır’ı kabul ettikten sonra inanın hayat çok daha kolay yaşanıyor. 
Kabul etmemiz gereken bir gerçek var ki kimseyi değiştiremiyoruz. Bir düşünün, kimi sadece siz istediğiniz için değiştirebildiniz bugüne kadar? Oysa kendimizi gerçekten değiştirebiliyoruz. Biz değiştiğimizde insanların bize yaklaşımları da değişiyor. Özgüven sorununu dönüştüren bir insanın çekim alanına artık onu güvensiz hissettirecek insanlar girmiyor. Değersizlik duygusunu dönüştüren kadın artık ona kendi değersizliğini hatırlatacak figüranlara ihtiyaç duymuyor, güzel ilişkilere yelken açıyor. “Ben ancak param olursa mutlu olurum” diyen adam mutluluğunu bu koşuldan özgürleştirdiğinde önce gerçekten mutluluğu hissediyor, para akışı ancak ondan sonra başlıyor. Hayatlarımızdaki kısırdöngüler birer birer kırılıyor, yok oluyor.
Şimdi ‘her şey içseldir’ ifadesini özel hayatımıza, iş hayatımıza, sağlık durumumuza, finansal konularımıza, yaşadığımız ülkenin ve dünyanın meselelerine teker teker uyarlayalım. ‘İç’iniz hangi alanlarda güzellikler, kolaylıklar, hangi alanlarda engeller yaratıyor? Peki bunu neden yapıyor? Siz neyi değiştirirseniz dünyanız değişecek? Biz neyi değiştirirsek ülkemiz değişecek? “Neden benim başıma geliyor?” diye hayıflanmak yerine sorumluluklarımızı fark edelim. Hepimiz birey olarak kendi odalarımızı temizleyelim ki güzellikler bizden başlayarak ailemize, sosyal hayatımıza, semtimize, şehrimize, ülkemize ve dünyaya yayılsın. 
“Nereden başlasam?” diye düşünenlere bu ay harika bir yılbaşı hediyemiz var. İletişim-İlişki Uzmanı ve Regresyon Terapisti Hande Akın ile birlikte hazırladığımız ajandada dönüşümün adımlarını hafta hafta sizlerle paylaştık. Bu rehberi her gün göreceğiniz bir yere asın ya da katlayıp yanınızda taşıyın. Sevimli bir not bir defteri, bir de kalem ekleyin yanına ve bunları lütfen kullanın. 
Siz iyi oldukça dünya da iyi olacak çünkü;

Her şey içseldir…
Pozitif Dergisi/ Kasım 2015

Read more...

TEMİZLENMEK

Zor günler geçirdik, geçiriyoruz. Bunların nedensiz olmadığını ve mutlaka bir kapı açacağını bilsek dahi öfke ve yakın arkadaşı isyan, sık sık saklandıkları yerden çıkıp kontrolü elimizden alabiliyor. İnsan bazen de “Ben bu durumda ne yapabilirim ki?” diye çaresizliğe düşerek negatifi yaratıyor. Dikkatimizi neye verirsek onu büyütürüz ve bu günlerde dikkatimizi verdiğimiz konular umut vadetmiyor.  
Bu anlarda aklıma sık sık Katran Yatağı Meseli* geliyor.  
Özetle şöyle der meselde:
“Kendinizi birçok insanla birlikte bir katran yatağında hayal edin. Tepeden tırnağa katrana bulanmışsınız ve katranın yoğunluğu yüzünden hızlı hareket edemiyorsunuz. Birden bedeninizi temiz tutan sihirli bir gereç keşfediyorsunuz. Çevrenizdekiler hala katranın içinde olduğu için siz göze çarpıyorsunuz. Çünkü siz farklı, beyaz ve temizsiniz. Artık diğerleri sizi görmezden gelemez ve onlar da değişmek üzereler! Size yol açıyorlar ve ardından bunu nasıl yaptığınızı soruyorlar. Öğrendiklerinde daha çok kişi temizlenecek. Siz onlardan temizlenmelerini istemediniz ancak temizlenmiş bir kişi, temizlenmiş birçok kişiyi yarattı!”
Anladınız... İçinde bulunduğumuz katran yatağında temizlenmeye bir davet bu... Sihirli gereç ne mi? Hikayenin devamında belli bir araçtan bahsediliyor olsa da aslında herkesin sihirli gereci farklı... Yeter ki büyük resmi görmemize, kalbimizi açmamıza, sükunetle ve temiz bir şekilde katran yatağında ilerlememize destek olsun.
Bu sayfalarda çok defa okudunuz ama bir kez daha hatırlamakta fayda var ki içimizde ne varsa, dışımızda da o var. Diğerlerine öfkelenmek yerine sakince içimize dönelim ve soralım: Bu ülke bunları neden yaşıyor? Benim bunda payım nedir? Çözüm nedir?
Haydi şimdi küçük de olsa bir şey değiştirelim hayatımızda... Haberleri odağımızdan çıkarmayı deneyelim mesela... Bu bizi ilgisiz ve duyarsız yapmaz. Bir haber nedeniyle üzüldüğümüzde ise sadece gidene, verdiği büyük mesaj için teşekkür edip, ardından mesajın alınmasına, barışa, huzura, kardeşliğe niyet edelim. 
Zorlandığınız anlarda ise Pozitif hep yanınızda. Sistemi hatırlamak için çevirin sayfalarını...
Ne diyordu meselde? 
Temizlenmiş bir kişi, temizlenmiş birçok kişiyi yarattı!
Kasım ayında görüşmek üzere.
Sevgiyle kalın…


*Kryon-Bir İnsan Gibi Düşünmeyin/Akaşa Yayınları

Pozitif Dergisi/Eylül 2015

Read more...

KENDİ GERÇEĞİNİ YARATMAK


Size küçük bir hikayem var.
2013’ün nisan ayında Pozitif dergisi yayınlanmaya başladığında, sonradan, “İyi ki başıma gelmiş” diyeceğim sıkıntılardan birini yaşıyordum. “Başka bir yol daha olmalı” arayışı içindeydim ve yol beni yine kendime çıkarmıştı; değişmesi gereken başkaları ya da şartlar değil, bendim. İşte tam da o günlerde Pozitif sayesinde sorularıma yanıt bulacağım nice insanın kapısını çalıp ses kayıt cihazımı çalıştırdım. “Ah, bu yaşıma kadar neden duymadım bunları?” diye diye nice bilgiye ulaştım. Kendi gerçeğimi yaratabilme gücüm olduğunu biliyordum artık. Hayatın getirdiklerini yaşamak zorunda değildim, ben hayata yeni konular getirebilirdim. Daha önce bunları duymamış ya da duyup da aldırmamıştım çünkü benim doğru zamanım da ‘şimdi’ydi.
O günden bugüne kadar geçen aylar boyunca dışarıdan bakan insanlar beni hala aynı hayatı yaşıyor görse de kendi küçük mucizelerimi yaratmaya başlamıştım. Bugün ise yaratımımı sizlerle açıkça paylaşıyorum çünkü derginin girişinde bu yazıyı okuyorsunuz.
İtiraf ediyorum!
Bu yazı tam tamına bir yıl önce, ortada hiçbir ipucu yokken, sanki bu göreve gelmişim gibi büyük bir keyif ve coşku ile yazıldı. Yayınlanacağı günü beklemek üzere bilgisayarıma kaydedildi. Bugün, ilk sayıdan itibaren kalpten bağlandığım derginin yayın yönetmeni olarak karşınızdayım. Merhaba! 
Bu yolculuktaki rehberlerime minnettarım. Sizlerin de kendi rehberlerinize Pozitif’in sayfalarında rastlamanız ve kendi gerçeğinizi yaratmanız dileğiyle.

Bir de müjdemiz var; Pozitif artık iki ayda bir raflarda olacak.  Eylülde görüşürüz... 

Pozitif Dergisi/ Temmuz 2015

Read more...

BİR DOĞUM GÜNÜ YAZISI

4 Mayıs 2014 Pazar

Hatırlıyorum…

Bodrum’da artık içinde anneannemin yaşamadığı anneannemin taş evinde kanepeye uzanmıştım. İçimde bir can büyüyordu. Mini minnacık bir kız… Gelmesine az bir zaman kalmıştı. Hani eskiden yurt dışında yaşayan bir yakınınızın dönmesine yakın içinizde bir kıpırtı olurdu ya. Çünkü o zamanlar yurt dışından gelecek bir hediye sizin hayatınızı gerçekten değiştirebilirdi. O muhteşem, eşsiz, kimsede olmayan hediyeyi beklerken nasıl hissediyorsam, o gün kanepenin üzerinde de bunu hissediyordum. Bana öyle bir hediye gelecekti ki paketi muhteşem kurdelelerle süslüydü ve açtığımda hayatım bambaşka olacaktı.

Ona “sahip olmaya” diyemiyorum çünkü ona sahip değiliz ama onu bu dünyaya getirmeye karar vermemiz, üzerinde uzun uzun düşünülmüş bir konu değildi. Canım anneannem çeşitli hastalık belirtileri gösteriyordu ve ben onun benim çocuğumu görmesini çok istiyordum. Eşime elimizi çabuk tutmamız gerektiğini söyledim, kendi korkularını geri plana itip anlayış gösterdi. Ve o küçük kız sanki onu çağırmamızı uzun zamandır bekliyormuş gibi “hadi gel” dediğimiz anda geldi.

O günlerde biz ailecek hastanelerde günler geceler geçirmeye başlamıştık. İçimde bir can büyüdüğünü henüz bilmiyordum ama gözümün önünde bir başka “canım” günden güne eriyordu. Zamana karşı yarışıyorduk. Sonra bir sabah bir hastanede hamile olduğumu öğrendim, diğer hastaneye koşup haberi verdim. Günlerdir ne yatabilen ne oturabilen, ne yemek yiyen ne su içen ne de konuşan anneanneme, “Anneanne! Hamileyim” dedim. Nasıl denk geldi bilmiyorum, her gün bir iki kişi olduğumuz hastane odasında ailecek kalabalıktık o sırada. Anneannem o güzel alnını kaldırdı, “Aaa” dedi ve gülümsedi. “İyileşecek misin, onu görecek misin?” dedim. Güzel gözleri boşluğa bakıyordu ama gülüyordu, “Evet” dedi. Günlerdir ondan aldığımız ilk tepkiydi… Odadaki erkekler için fazla duygusal bir sahneydi, hemen koridora çıktılar. Biz kadınlar birbirimize baktık, ağladık. Anneannem o günden sonra bir daha hiç konuşmadı ve hiçbir şeye tepki vermedi. Ve birkaç gün sonra  bu dünyadan gitti. Üzerimde büyük emekleri olan o güzel insana son bir armağan vermenin rahatlığı ile ona veda ettim.

Tüm bunlar olalı 10 yıl 9 ay oldu. Çünkü minik kızımız Yağmur bugün, 5 Mayıs’ta 10 yaşını bitiriyor.

O benim içimdeyken birbirimizi hiç üzmedik, benim midem bulanmadı, ağrım olmadı, hiçbir yerim şişmedi, aş ermedim, onun da hiçbir sorunu olmadı. Ultrasonda 5 Mayıs’ta doğacağı görünüyordu, sözünde durdu, normal doğumla o gün geldi, kucağımıza kondu.

Diyorlar ki bebekler rahminize düştüğü andan itibaren istenip istenmediklerini bilirler ve bu hayatlarında ve ilişkinizde belirleyici rol oynar.

Ben seni çok istedim güzel kızım… İyi ki geldin.





Not: Peki bebekler anne karnındayken annelerinin hissettiği kayıpları da kaydederler mi? Öyleymiş…. Neyse ki onu da hallettik, o da bir başka yazının konusu….

Read more...
Related Posts with Thumbnails