YOK ARTIK!

7 Kasım 2009 Cumartesi


Aynen böyle söyledim… Televizyondan kulağıma “10 Kasım’da Atatürk’ün doğduğu ev maketi, çocuklara hediye” gibisinden sözler çalınınca ben de çakıldım kaldım, “Yok artık” dedim.  İki gün önce gazeteyle Barbie evi veriliyordu, iki gün sonra Atatürk’ün evi…  Size de saçma gelmedi mi?
Bunun adına ne diyebilirsiniz?
Atatürk’e saygı denilebilir mi?
Ya da çocuklara Atatürk sevgisi aşılama?
Atatürk’ün üzerinden ticaret?
Atatürk’ü sıradanlaştırma?
İşin suyunu çıkarma?
Sadece kültür hizmeti dağıtabildiklerine göre, bir tür kültür hizmeti de denilebilir mi? 
Vesaire… Vesaire…
Atatürk  ezbere değil, doğru anlatılsın falan diye de laf uzatılabilir ama benden bu kadar…
Ben Hürriyet’in bu promosyonunu hiç sevmedim,  diyeceğim o…

Read more...

NELER SÖYLÜYOR BU ÇOCUK?


Kuzum 5,5 yaşında, anasınıfına gidiyor, her geçen gün daha çok dilleniyor.  Ve bugünlerde en çok şunları söylüyor:

Ohaaa!
Vay canına…
Yuh!!!
Anne, ben Domuz  Gribi’ni yapacağım (Domuz resimli yapboz ile oynarken)
Çok yaşa yok mu? (Hapşırdığını fark etmezsek)
Sen de gör gününü… (Çok yaşa denildikten sonra)
Anne, ben Atatürk’ün babasının adını biliyorum. Ali Rıza Bey…
Anne, ben okulda “Atatürk öldü ühüü ühüüü” diyorum, arkadaşlarım da gülüyor.
Anne, sen bana aldığım Barbie bebekler ile oynamadığım için kızıyordun ama… (Barbie oynayalım teklifini kabul etmediğim zaman… )
Anne ben çok yakışıklı bir çocuk gördüm, nem nem nem nem… (iştah belirtileri)
Sen de her şeyi bana yaptırıyorsun. (Kırk yılda bir bir iş isteyince)
Ben senin hizmetçin değilim (Anne bu lafı bir yerden hatırlıyor. J )

Buna bayılıyorum tabii:
Anne, bugün okul var mı?
Evet kızım.
Yaşasın!!!!

Read more...

DOKUNMA HOCA ŞAPKAMA

6 Kasım 2009 Cuma


1925 yılının bir yaz günü Atatürk, Kastamonu’da ilk kez şapka giymesinin ardından Ankara’ya doğru yola çıkar. Ankara’daki tren istasyonunda kalabalık bir grup onu karşılamak için beklemektedir. Grupta Mevlevi Dergahının son postnişini ve milletvekili Veled Çelebi (İzbudak) de vardır. Tabii başında koca Mevlevi sikkesi ile. Trenden inen Mustafa Kemal, onu başında sikkesi ile görünce canı sıkılır ve “Çelebi Efendi, başınızı açın” der. Çelebi Efendi de “Eyvallah” diyerek sikkeyi koltuğunun altına koyar. Ertesi sabah saat 7 sularında Veled Çelebi’nin eşi Enise Hanım bahçıvanın “Paşa hazretleri geliyor” diye bağırması ile uyanır. Hemen koşup karşılar. İçeri girip oturduktan sonra Mustafa Kemal, Enise Hanım’a şöyle der: “Dün istasyonda Çelebi Efendi’ye ‘başını aç’ dedim. Acaba bana gücendi mi diye çok üzüldüm, gönlünü almaya geldim”
Ve biraz sonra odaya giren Çelebi’ye bakıp Enise Hanım’a döner, “Bakın, Çelebi’nin ne güzel başı var” der.
Bu hikayede Atatürk’ün ne kadar hassas bir insan olduğunu ve aynı zamanda Mevlana dergahının son postnişini, Mevlana’nın 18. kuşak torunu olan Veled Çelebi’nin de devrimlere ne kadar açık olduğunu görüyoruz.
Aynı Veled Çelebi, henüz ortada Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk devrimleri yokken, genç bir memur iken dahi çalıştığı resmi daireye Mevlevi kıyafeti ile değil takım elbise ile gittiği için tepki görmüştür.
Çelebi’nin yaklaşık 120 yıl önceki çağdaş kafası ile bugün kadınları kara çarşaflara kapatan örümcek kafaları karşılaştırmak insanın içini sızlatıyor değil mi?
Aynı zamanda köşe yazarı, şair ve dil bilimci olan Veled Çelebi’nin Galata Köprüsü’nde önceden tanıdığı bir hoca efendiyle karşılaşıp, başında şapka olduğu için ondan selam alamaması, üstüne üstlük ters bir bakışa maruz kalması üzerine yazdığı bir şiirinden alıntı:

ŞAPKA DESTANI


Bakma sofuca şapkama
Sövme koyuca şapkama
Kötü söyleme şapkama
Dokunma hoca şapkama

Büyük öndere uydum
Ahret kisvesini soydum
Öptüm de başıma koydum
Dokunma hoca şapkama
...
Benim namusum kurtaran
Dönüp bana yapmaz ziyan
Sen kurtarıcıya inan
Dokunma hoca şapkama

Onca ha şapka ha kalpak
Ne farkı var behey ahmak
Bunda bir iyilik var mutlak
Dokunma hoca şapkama
...
Yunan gelseydi vatana
Neler giydirmezdi sana
Utan da söyletme bana
Dokunma hoca şapkama
...


(NOT: Veled Çelebi İzbudak, 2003 yılında kaybettiğimiz anneannem Devlet İzbudak’ın babasıdır.
Timaş Yayınları'ndan Mayıs 2009'da çıkan "Sıradışı Bir Çelebi'nin Anıları-Tekke'den Meclise adlı kitapta Çelebi'nin anıları yer almaktadır.
Veled Çelebi'nin olgunluk döneminde yaptığı Mesnevi Tercümesi ise uzun bir aradan sonra önce Konya Belediyesi ardından Doğan Kitap tarafından basılmıştır.)

Read more...
Related Posts with Thumbnails