YOO KAYBOLMADIM, TRAFİK SIKIŞIKTI

2 Aralık 2009 Çarşamba

İstanbul’da çok güzel kayboluyorum. Direksiyondayken…

Gideceğim yeri bilmiyorsam arıyorum, bir bilene soruyorum. Ama o bilenler mutlaka en önemli ayrıntıyı bana söylememiş oluyorlar. Misal bir hastaneye gideceğim, E-5’in üzerinde. Hastanenin önüne nasıl çıkacağım diyorum. Bilmem ne çıkışından çık, köprüden karşıya geç diyorlar. Gidiyorum gidiyorum, hastane kilometrelerce geride kalıyor, yok öyle bir tabela. O çıkışı çoktan geçmiş olduğumu artık anlayabilecek kıvama gelip ilk sağdan çıkıyorum. Kendi çabalarımla hastaneye varıp işimi bitirip çıktıktan sonra o kişi arıyor.. “Eee neyin varmış?” diyor. “Ben iyiyim de senin tarifinle yolu bulamadım. Öyle bir çıkış yoktu.” “Aa doğru ya, önce bilmem ne çıkışından çıkacaktın, bir sonraki tabelada yazıyordu benim dediğim.” Sağol yaaa…
Bir akşam vakti “Büyükçekmece’ye gel, mangal başındayız” dedi sevdiğim dostlar.  Gözü kararttık çıktık yola. Havada yağmur, arka koltukta kızım Yağmur. Ben daha kendi semtimden çıkar çıkmaz kayboldum. Ama yiğitliğe de b.k sürdürmek istemiyorum, arıyorlar, “geldim, gelmek üzereyim” diyip duruyorum. Ama aslında nerede olduğum hakkında hiçbir fikrim yok. Biraz iç güdülerimle biraz da yüksek binaların aşina görüntüleri ile malum yere yaklaştım. Ama girmek mümkün değil. Üç benzin istasyonu, iki taksici hep aynı şeyi söylüyor. “Giderken sağda girişi var. Ama öyle belirsiz bir yer ki, normalde buradan U dönüşü olmaz diye düşüneceğiniz bir yer. İşte oradan U dönüşü yapacaksınız.”  Yani normalde yapılmayacak gibi görünen yeri gece vakti fark edip U dönüşü yapacaksın. Allah’a emanet… Neyse başardım onu da… Niye geciktin diyorlar, şey kaza olmuş da, trafik vardı da, yağmur da yağıyor ya… İstanbul’da bahane uydurmak kolay neyse ki.  Küçük bir kaza vardı ama trafik felç olmuştu de geç, herkes inanıyor.
Dün bir iş görüşmem vardı. Meşhur gazetelerden birinin meşhur plazasına gitmek gerekiyor. Görüşeceğim kişi üstdüzey. Geç kalmak olmaz. Çocuğu arkadaşa sat, bir kuaföre uğra, tam da iş çıkış saati. Ya geç kalırsam falan stresleri içinde çıktım yola. Ve tabi aradım bir bileni, yol tarifi için.  Yok yine olmuyor. Bilenlerin anlatması ile hiçbir yere ulaşamıyorum. Artık kendi içgüdülerimle hareket etmeye karar verdim çünkü dün de yolu yine bu sayede buldum. Neyse ki vaktinden önce de ulaştım. Çıkışta yine aynı tantana. Bir yol ayrımına geliyorum, ayağım frende, pörtlemiş gözlerim tabelalarda, dudaklarım mırıl mırıl, sağa mı dönsem, sola mı? Mecburen hızlı karar verip sağa dönüyorum, hop yanlış karar! İlerden dönerim diyorum, git git bitmiyor. O sırada arıyorlar, geliyor musun diye, evet diyorum, E-5’teyim. Yalannnn. Kayboldum, imdaaaaaaaaat!!!
İşe bir gireyim, ilk yapacağım bir NAVİGASYON cihazı almak olacak.

NİHAT SIRDAR NİHAYET BANA SESLENDİ

Alem FM’de program yapan Nihat Sırdar’ı çok severiz. Onu yıllarca İzmir’de dinledik, sonra Bodrum’da dinledik. Ve program aralarında yer alan “İstanbul yol durumu” na sanki bizi çok ilgilendiriyormuş gibi dikkatle kulak verdik. Hep düşünüyordum, bir gün İstanbul’a gidersem işime yarar diye…. O zamanlar gitmek istemesem de elbet bir gün gideceğimi biliyordum sanki.
Dün oldu… Direksiyondayım, Nihat’ın akşam programını dinliyorum. Dedi ki Çobançeşme bilmemnesinde (viyadük, yol ayrımı, yan yol; o kadar çok tabir var ki birinden biri işte) kaza var ve trafik sıkışık. Aaa neresi acaba dememle birlikte önümdeki arabanın fren yapması ve benim Çobançeşme tabelasını görmem bir oldu. “Aaaa” dedim, yıllardır beklediğim an buymuş demek. Ama şimdi bir sorun var, bu trafiği aşmanın yollarını da bilmek gerek. Nerden kaçıp, hedefine nasıl ulaşacağını… Öğreneceğiz zamanla….

Read more...

KULAK MİSAFİRİ (1)

29 Kasım 2009 Pazar

Habertürk’te Esin Övet adlı bir magazin muhabiri var. Köşesinde “Siz uyurken” diye bir bölüm ayırıyor ve gece hayatında kulağına çalınan komik cümleleri yazıyor. Mesela bir barın tuvaletinde kendisine “Seni dün gece sevgilisini elinden aldığım kadın sandım” diyen bir kadından alıntı yapıyor ya da gecenin üçünde kaldırımdaki kızlar için kurduğu hayali arkadaşına anlatan adamın cümlelerini yakalıyor. Amacını tartışanlar var ama bence okuması eğlenceli…
Şimdi “Bu benim aklıma daha önce gelmişti” desem kimse inanmaz. Ama gerçekten gelmişti. Yolda yürürken,  bir yerde otururken gereğinden fazla hassas kulaklarım her zaman ilginç bir diyalog yakalayıverir. “Bunları yazayım ben” diye diye sallanırken fikri kaptırdık. Neyse o gecelerin kadını ben de gece hayatının suyunu erken çıkarmış, evli ve çocuklu olarak hamburgercilerin, sinemaların, okul bahçelerinin kadınıyım.  Bugün kulak misafiri olduklarımla başlayayım…

·         Bakırköy Burger King’de arka masada oturan iki kadın hararetle ortak bir arkadaşlarının aşk hayatını tartışıyorlardı. Bu konuşmadan müthiş zevk aldığı çok belli olan bir tanesi “Bir kadın olarak ne işi var gecenin on birinde sokakta, ne işi var?” diye öyle bir hiddetlendi ki içimden “Kadın kadının kurdudur derler, doğruymuş “ dedim.

·         Otobüslerin kalkış saatine bakan 25 yaşlarındaki genç, arkadaşına “Ben son otobüsle gideceğim, evde misafir var, erken gitmek istemiyorum” dedi. Ona ve yaşıtlarına hem ekonomik hem de geleneksel sebeplerle halen aileleri ile yaşamak zorunda oldukları için üzüldüm.

·         Dün bulunduğum bir gazete ortamında editör, arkadaşına Papa’nın ne kadar itici bir tip olduğunu söyledi. Arkadaşı da ona “Küreselleşme böyle bir şey işte. Oturmuş Papa’yı çekiştiriyoruz” diye yanıt verdi.

·         Bakırköy Capacity’nin güvenlik geçişlerinin üzerinde “Yeni Orkid’i denediniz mi?” yazıyordu. Sıradaki genç yaşlı tüm erkekler sırayla aynı espriyi yaptı: Denemedik, geçemeyecek miyiz yani?

Read more...

YİNE BODRUM…

Önceki gün bir türlü konuya giremediğim için ertelediğim yazıma başlıyorum…
Yazılarımı okuyan bazı dostlarımdan -ki kendileri Bodrum’da yaşıyor- Bodrum’u eleştirdiğim ya da “Bodrum’da çok acılar çektim” edebiyatı yaptığım yönünde bazı eleştiriler geldi. Aslında yazıların tamamı bir araya getirildiğinde ortaya “Bodrum’u çok seviyorum, her zaman seveceğim ve bir gün mutlaka döneceğim ancak şu anda İstanbul’da çok iyiyim” anlamı çıkıyor.  Yanlış anlatmış olabilirim. O nedenle doğmadığım ama büyüdüğüm Bodrumuma haksızlık etmemek için bir iki satır daha karalayayım dedim.
Bodrum’un eleştirilecek yanı çok tabii. Gerektiğinde bunlar eleştirilecek.  Benim O’nu eleştirmemin tek nedeni sevgim ve Eski Bodrum’a olan hasretimdir ancak. Yoksa İstanbul’un orta yerinde Eski Bodrum buluşmalarını niye yapayım? Ya da Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde arkadaşıma "Bana Sepetçioğlu'nun adımlarını öğretsene" diye hayatımda hiç yapmadığım halk oyunları olayına gireyim?
Çekilen acılara gelince… Acı kelimesi biraz ağır oldu. Sıkıntılar diyelim… 30’lu yaşların başında zaten hayattan bazı dersler alacak olmamız kuvvetle muhtemelken, bizim bu dönenimiz Bodrum’a denk geldi. İzmir’de de olabilirdik, İstanbul’da da… Hayatımın son iki yılı (buradan Satürn gezegenine selamlar olsun!) bir hayli zorlu geçti. Ancak bu zorluklar bir anlamda öğreticiydi de… Bunları Bodrum’a mal etmediğim gibi bir bakıma kendimi yenilenmiş ve olgunlaşmış hissediyorum.  Rahmetli Metin Altıok’un şiiri olan ve eski şarkılarına kurban olduğum Sezen Aksu’nun seslendirdiği  “Kavaklar”da ne der:  Beni hoyrat bir makasla/Ah eski bir fotoğraftan oydular/Orda kaldı yanağımın yarısı/Kendini boşlukla tamamlar/Ah omzumda bir kesik el ki/Hala hala durmadan kanar” İşte bu misal, şu an arkamda güzelim Bodrum manzarası olan bir fotoğraftan kesilmiş gibiyim. Gönlümün bir yanı ve en değerli anılarım hala orada ama BEN ŞU ANDA GERÇEKTEN ÇOK İYİYİM.
Bu yazının sonuna yakışacak bir şiir ile huzurlarınızdan ayrılıyorum…


YAĞMUR BİZİ İZLİYOR SEVGİLİM, YALNIZCA BİZ
Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği'nden dönüyorum
bir yanıp bir sönüyorum
yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
yalnızca biz geçmişi yaktık, yalnızca biz
bir şemsiyeye çarpıp batan bir teknedeydik, eğildik
eğildik ve iplerimizi çözdük
sonsuz ipli uçurtma şenliğine dönüştü birlikteliğimiz
yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
ağzımız sürükleyip götürüyor çalar saatleri
en tehlikeli odalarındayız otellerin

Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği'nden dönüyorum
bir yanıp bir sönüyorum
yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
yalnızca biz bayrakları yaktık, yalnızca biz
gözyaşı şişelerine çarpıp kırılan bir ülkedeydik, sevdik
sevildik ve kire pasa direndik
yeniden sevdalanıyorum sana bunca kaçak günlerden sonra
yağmur bizi izliyor sevgilim
bir bardak yeryüzünde yeniden fırtına

Akgün Akova









Not: Başak Badur Özkendirci ve kardeşi Elif Badur Mertdoğan'ın bu muhteşem Bodrum fotoğrafını müsaadelerine sığınarak kullanıyorum.

Read more...

SABUNU BÜYÜLÜ YAPAN BALONUDUR




Tamam Amerika’yı keşfetmediğimi biliyorum ama henüz aklına gelmemiş olanlar için güzel bir fikrim var. Malum grip virüsünün en büyük düşmanı su ve sabun.  Çantamızdaki anti bakteriyel jeller fos çıktı. Çocuğunuz yorgun argın okuldan gelince elini yıkamaya üşeniyorsa, ya da yıkamaya başladı ama yeterince köpürtmekten sıkılıyorsa baloncuk oyununu deneyin. Elindeki sabunu köpürtüp köpürtüp parmaklarının arasından baloncuk çıkarmaya çalışmak inanın çok eğlenceli. Baloncuk yapmayı hemen öğrenmesine izin vermeyin ki büyü bozulmasın. J Bu yöntemle bir dakika değil 5 dakika bile ellerini köpürtmeye devam edeceğinizi tahmin ediyorum.
Bu kıyağımı da unutmayın, hadi iyi eğlenceler…

Read more...
Related Posts with Thumbnails