GÖZÜMLE GÖRDÜM İNANDIM

7 Ocak 2010 Perşembe

Hani geçenlerde bir haber okuduk gazetelerde. Bir Perşembe akşamı Aksaray-Ankara seferini yapan yolcu otobüsünde dizi kavgası çıkmıştı.  Kurtlar Vadisi mi izlenecek Aşk-ı Memnu mu? Aşk-ı Memnu’yu sonuna kadar savunan bir kadın yolcu kendini bir dinlenme tesisinde buluvermişti.  
Belki her zaman dizisine bu kadar sıkı sarılıp gece vakti yollarda kalmayı göze alacak yolcu çıkmaz ama da sanırım bu tartışmalar her akşam sekizden sonra Anadolu’nun bir şehrinden diğerine yolcu taşıyan ve televizyonu bulunan tüm otobüslerde yaşanıyor.
Geçenlerde ben de iş icabı gittiğim Kayseri’den yine iş icabı Adana’ya geçmek için bir otobüse bindim.  Saat akşamın altısıydı. Saat yedide Kanal D haberlerle (son ses) birlikte hostes kıza yolcuların sataşmaları da başladı. Acaba sekizde hangi kanal açılacaktı? Var olan kanalın açık kalmaya devam edeceği söylendi. Bu demek ki gecenin galibi Aşk-ı Memnu olacak. Ancak ısrarlı sorular devam edince kızcağız, “Eğer bu kadar ısrar ederseniz televizyon tamamen kapanır” dedi. Nitekim öyle oldu. Televizyon tamamen kapandı, dizi kolikler homurdandı, birisi “bari müzik açın” dedi, vardık Adana’ya…
Dile kolay 6 saat, dizi izleyemeden gittik iyi mi? Yazık boşa geçen onca zamana.  J
Yok yok, dizileri ve izleyenleri küçümsüyor değilim.  Benim de var bir iki takıntım. Ama bir bölümü de kaçırıverin yahu. Kaçırmak istemiyorsanız da yola çıkmayın kardeşşş.
Bu arada ben yol boyunca ne yaptım? Her zamanki gibi yapmak istediğim birkaç şey arasında karar veremediğim için hem kulağıma mp3 çalar taktım, hem elime kitabımı aldım, hem arada göz ucuyla önümde oturan kızın dizüstü bilgisayarından cama yansıyan ve zaten izlemiş olduğum filmi izledim ve hem de tıkındım.  
Ve bir de her yolculukta olduğu gibi geçmişi andım.

Dile kolay 6 saat, dizi izleyemeden gittik iyi mi? Yazık boşa geçen onca zamana.  J
Yok yok, dizileri ve izleyenleri küçümsüyor değilim.  Benim de var bir iki takıntım. Ama bir bölümü de kaçırıverin yahu. Kaçırmak istemiyorsanız da yola çıkmayın kardeşşş.
Bu arada ben yol boyunca ne yaptım? Her zamanki gibi yapmak istediğim birkaç şey arasında karar veremediğim için hem kulağıma mp3 çalar taktım, hem elime kitabımı aldım, hem arada göz ucuyla önümde oturan kızın dizüstü bilgisayarından cama yansıyan ve zaten izlemiş olduğum filmi izledim ve hem de tıkındım.  
Ve bir de her yolculukta olduğu gibi geçmişi andım.

Read more...

İÇİMDE BİR TELİN KOPTUĞU AN…

5 Ocak 2010 Salı




Haberlerde gün boyu öyle haberler izliyoruz ki artık kanıksadık. Hiçbir şeye şaşırmıyoruz artık. “Aaaa öyle mi?” deyip unutuveriyoruz.
Ancak geçen bir haber duydum ki o an içimden bir tel koptu…
Aralarında Lösemili Çocuklar Vakfı’nın da (LÖSEV) bulunduğu hayır kurumları “kurban yolsuzluğu” yapmakla, parasını aldıkları kurbanları kesmemekle suçlanıyormuş.
“Acaba o kurban parasını verenlerin ibadeti yerine gelmiş oluyor mu?” geyiği yaparken birileri, ben sanki güvendiğim son kale LÖSEV imiş gibi yıkıldım.
Çünkü LÖSEV deyince aklıma çocuk geliyor önce… Sonra o çocuğu hasta olduğu geliyor… Bir hastanede kendisi gibi saçsız arkadaşları ile yaşayan,  şifa bekleyen, umut etmeye ihtiyacı olmayacak kadar safi umut, televizyon ekranından bana “Bu gece elimiz siz tutar mısınız?” diyen bir çocuk… Ve ona yeterince yardım edemediğim için vicdan azabı ile kanal çevirmeme sebep olan gözleri…
LÖSEV Başkanı Dr. Üstün Ezer, bunun mümkün olmadığını, kendilerini n de bir çetenin kurbanı olduklarını söylüyor.  Buna inanmak istiyorum. Hop, arkasından bir haber daha geliyor, Dr. Ezer hakkında yakalanma kararı çıkmış.
İnanmak istemiyorum çünkü güvenmek istiyorum.
Herkes gibi ben de artık GÜVENEBİLMEK istiyorum.

NOT: ARTIK YAZILARIMIN ALTINDA BULUNAN MÜZİKLERİ DE DİNLEYEBİLİRSİNİZ. PLAY TUŞUNA BASMANIZ YETERLİ...


Read more...

İŞTE GELDİM, BURADAYIM

4 Ocak 2010 Pazartesi


Haftalar boyunca bilgisayarınız ile iç içe yaşayıp, günde yüz defa e-postalarınız kontrol edip, blog sayfanızı mutlaka güncelleyip gazeteleri de online takip ederken bir şey oluveriyor günlerce bunların hiçbirini yapamayıveriyorsunuz. Onlarsız yaşayamayacağınızı sanırken onlarsız daha mutlu bile oluyorsunuz hatta. Mesela Türkiye skandallarla çalkalanırken “kim, ne olmuş” deyip cevabı duymadan yola devam ediyorsunuz. Ruh sağlığı için iyi bir seçenek…
İşte bana da böyle oldu. “Daha çok fırsat var” diye geldiğimiz bu efsunlu şehirde, bir fırsat çalıverdi kapımı. Hem de nerdeeeen nereye dedirtecek türden.  Önümde uzun mu uzun bir röportaj listesi ile düştüm yollara. Semtler gezdim, şehirler gezdim, döndüm, yazdım da yazdım.. Ve bitti…
İşte yine buradayım.
Güzel bir yıl yaşayalım hep birlikte…



 Fotoğraf: Florya sahili/Mustafa Gökçen

Read more...
Related Posts with Thumbnails