MEHMET USLU, O FOTOĞRAFI TERK ETTİ

22 Ocak 2010 Cuma

Bodrum hızla değişirken hep aynı kalan bazı kareler var.  Uslu Pansiyon'un önündeki kare  de onlardan biriydi;  emekli öğretmen Mehmet Uslu ve karısı birer sandalye çekmiş otururlar kapının önünde. Oturdukları yön, bakışları, giysileri, terlikleri, duvara dayanmış mavi bisiklet... Hiçbiri değişmedi yıllarca. Bir fotoğraf karesi gibi... (İnsan bir kare çekmez mi  diye hayıflanıyorum şimdi.)
Bugün haberi geldi, Mehmet Uslu terk etmiş bu kareyi. Cenazesini bir avuç insan kaldırdı dediler, mezarlık ana baba günüydü dediler. Hangisi doğru bilmem ama şu bir gerçek ki Mehmet Uslu "çok değerli bilgileri" barındıran bir Bodrumlu da olsa herkes bucak bucak kaçıyordu son zamanlarda ondan. Kulağı ağır işitiyordu, anlattıkça anlatıyordu ve kalabalıkların kendisini dinlemesini istiyordu. İyi niyetli girişimler oldu, iyi kötü kitabı basıldı, toplantılar düzenlendi.  Kurt kocayınca misali... Ne yazık ki... Gel zaman git zaman, Mehmet Uslu da göçtü gitti.
5 yıl kadar önce bir yaz akşamüzeri,  Cumhuriyet Caddesi'nde, Halikarnas'a doğru yürüyordu karısı ile.  Sitem ediyordu karısına, "Arkadan yürümem ben. Çikin çikin sokaklar. Deniz kenarından yürümek istiyorum."
Güzel güzel yerlerdesindir umarım; rahat uyu...

Kütüphaneme baktım şimdi. 1983 tarihinde sahip olduğumbir kitabı var elimde. "Yerden Gökten Şiirler"
Bir tane de şiir ekleyelim bu yazıya tam olsun..

SINIFIM

Öyle bir yer ki bu
kapısından kırk iki yıl
kederin ender girdği
zamanın nasıl eridiği

öyle bir yer ki bu
orada otuz iki yıl orda
temiz havalar oluşan
cıvıl cıvıl sesler doluşan

öyle bir yer ki bu
burda, otuz iki yıl bilimle
vatan millet oluşan
buzların su gibi eridiği
öyle bir yer ki öyle
bunca öğrencimin adam olduğu
öyle bir yer ki bu
nasıl geçti bunca yıl bilmem?

Read more...

BAK ŞU HALKALI KIZIN BANA ETTİĞİNE

18 Ocak 2010 Pazartesi



Halkalı bela Satürn gezegeni insanın hayatını etkilemeye başladı mı art arda gelir dertler...
Bunun böyle olduğunu astroloji ile uzaktan ilgilenen biri olarak ben de bilmiyordum.  Ancak yaklaşık iki yıl boyunca burcumda kalan Satürn'u tanıdıkça ona hem kızıyor hem de ona minnet duyuyorum.
Ona halkalı bela dedim çünkü Satürn burcunuza girdiğinde size öyle zorluklar yaşatıyor ki feleğiniz şaşıyor. Üst üste geliyor herşey, "Bu artık sondur" dediğinizde bir yeni darbe ile sarsılıyorsunuz. Ama aslında ona "bela" demekle biraz da haksızlık ediyorum. Çünkü bu zorluklar öyle ders verici oluyor ki hayatınızın bundan sonraki Satürn ziyaretine kadar -ki bu epey sonra oluyor-aldığınız derslerle yere daha sağlam basıyor, daha az hata yapıyorsunuz.
Burcuma (Başak) 2006 Eylül ayında girip ve 2009 Ekim ayında veda eden halkalı kız, işte bana böyle önemli dersler verdi. 2010 Nisan ve Mayıs aylarında yapacağı küçük ve daha az etkili bir ziyaretten sonra da 2036'ya kadar bana veda edecek. O zamana kim öle kim kala! Onsuzluğun tadını çıkacağım, yaşasın!!!
Bunları sık sık anlatıyorum etrafımdakilere.  Sonra düşündüm; peki neydi bu dersler, bir bir yaz da unutmayasın.

Aslında kafamda sıralayınca birçok kişinin maddelerin çoğuna "E bunu herkes bilir" diyeceğini düşünüyorum.  Aslında ben de biliyordum tabii. Ama önemli olan yaşayarak öğrenmek. Hem de birbiri ardına...

1. İş hayatında kimseye acıma, kendinden önce düşünme. Çünkü uzun vaddede kimse sana minnettar olmuyor. Hele bu hatayı iki kez üst üste asla yapma. Adama gülerler.

2.İşle arkadaşlığı karıştırma. Arkadaş olarak gördüğün birisi iş hayatında dengin değilse öyleymiş  gibi davranma, inanıverir, hatta kendini kaybedebilir.

3.Değerini bil, olman gereken yerde ol, fazla alçakgönüllülük yapma, gerçekten inanıyorlar!

4. Güvenilir olmadığı defalarca kanıtlanmış birisiyle "Bana birşey olmaz" diye  iş yapma. Bu, bize birşey olmaz diye AIDS'li kadınlarla yatan yağız Türk delikanlıları gibi olmaktır biraz. Sonunda bir de bakarsın herkese olan sana da olmuş.

5. Bir insanın hoş sohbetinden, esprilerinden, yaşından, başından, kültüründen etkilenip  de onu dört dörtlük sanma. Bunların çok güzel maske malzemesi olduğunu unutma.

6.Bu kadar açık olma. Evet, hiç tahmin etmezdin ama anlattığın en sıradan hikayeler bile çığ gibi büyütülür, bir gün altında kalırsın.

7. İnsanlar kıskançtır. Annen söylerdi, "Kim benim neyimi kıskanacak?" derdin. Büyüdün yine inanmadın. İlla yaşaman gerekiyordu... Üstelik kıskanmakla kalsalar neyse, zarar da verebilirler.

8.Eşlerin birbirlerinin arkasından konuşmasına fazla aldırma. Bir gün bir bakarsın diğerine demediğini bırakmayan eş onun en büyük savunucusu olmuş. Şaşırma... Bendeki örneğin psikolojide bir adı bile var:  Stockholm Sendromu (bknz. yazının sonu)

9.İşyerinde taciz sadece cinsel içerikli olmayabilir. Mobbing denen taciz türü de vardır. Bu, işvereniniz veya yöneticiniz tarafından sürekli olumsuzluklardan sorumlu tutulmak, yararsız olduğunuzun hissettirilmesi, aşağılanmak gibi davranışlarlak işten ayrılmaya zorlanmanızdır kısaca.

10.Bir avukata danışmadan hiçbir şeye imza atma.

11. Tanıdıkla para ilişkisine girme. Özellikle bu tanıdığın kişiyi önemsiyorsan, ilişkini korumak istiyorsan aman ha! Üzülürsün...

12.Kimseyi hor görme, küçümseme ancak yine de geldikleri yere bir bak, ona göre ilişkinin derecesine karar ver. Sen "eşitlik" derken bir bakarsın elde kalmış "keleklik"

13. Hani böyle derler ya, gençler hiçbir şeye sahip çıkmıyor,politikaya girmiyor, sivil toplum kuruluşlarında çalışmıyor diye. İşte oralarda bazıları aslında gençleri hiç istemezler. Gençliğinden korktuklarını bil ama mücadeleden vazgeçme.

14.Politika öyle önemlidir ki politika uğruna bir gün ortada kalıverirsin. Üzülme, bir anlamda ülken için manevi şehitsindir.

15.Bugüne kadar dinlemedin bari bundan sonra büyük sözü dinle. Hadi tamam her uyarıyı ciddiye almayabilirsin ama yarısını al bari.

16.Eğer yürekleri sevgi dolu bir ailen varsa yanında veya okyanus ötesinde- nerede olurlarsa olsunla-r en zor zamanında yanında olacaklarını asla unutma. Hayatını onlara güvenerek yaşama ama onların varlığını bilmek seni her zaman rahatlatsın.

17. Galatarasay dışında hiç kimsenin ve hiçbir kurumun taraftarı olma.

18.Yaklaşık 10 yılda bir hayatında radikal değişiklikler yap. Korkma ve risk al. Bu seni dinamik tutar.

19.Savunduğun değerler bir gün elinden kum taneleri gibi akar gider; hiçbir şeyi körü körüne savunma.  Her zaman soru sor, şüphe et, farklı düşünmekten korkma.

20.Kimseyi gözünde büyütme. Başkalarında beğendiklerin aslında senin özünde...

(Stockholm Sendromu: Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç'in başkenti Stokholm'de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından altı gün boyunca rehin tutulan bir kadın, soyguncuya duygusal bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terkederek, kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler. Stokholm sendromu, birçok rehine olayında yaşanmıştır.)


Read more...

NECLA TEYZE! SEN ÇOK YAŞA E Mİ?

17 Ocak 2010 Pazar



Bazı sabahlar gazete okurken kenarda köşede öyle bir haber çarpıyor ki gözüme "Ah su haber ne güzel manşet olur. Manşet olmasa da birinci sayfayı hak ediyor" diye düşünürüm.
14 Ocak Perşembe günü Habertürk'ün 3. sayfasına geldiğimde "Yaş yetmiş ama iş bitmemiş" başlıklı haberi okuyunca da aynen böyle düşündüm işte.
Olay Trabzon'un bir ilçesinde geçiyor. 70 yaşındaki Necla teyze, biri bekar biri boşanmış kızları Ayşe ve Saliha'yı da yanına almış, hastaneye diye yola çıkmışlar. Ondan sonra da bir ay boyunca ne gelen var ne giden. Tabii aile telaşlanmış, polise haber verilmiş. Ama iş hızlı yürüsün diye bir sabah programına çıkmak da unutulmamış. Netice de sabah programı sayesinde alınmış zaten. (Bu sabah programları eşi dostu kayıp olanların başından eksik olmasın vallahi.)
 Sağsalim ve kafaları dinç bir şekilde bulunmuş anne ve kızları... Ne yapmışlar biliyor musunuz? Nasıl yaptılarsa evdeki 200 kilo fındığı Sürmene'de  bir tüccara bin liraya satmışlar.  (200 kilo fındık bin lira, dikkat!!!) Üzerine bir de annenin dul maaşı var. Tutmuşlar bir ev 250 liraya, üç kadın kafa dinlemişler. Evet,  sadece kafa dinlemişler.  Diline kurban olduğum 70'lik Necla teyze de diyor ki, "Çok rahattık, kafamızı dinledik.  Biraz da macera aradık. Fena da olmadı." Fena olur mu Necla teyzem, fena olur mu? Hele senin kalbin, tansiyonun, kemik erimen varken şöyle bir tatile gidip yan gelip yatamazken, muhtemelen o 200 kilo fındığın üçte birini sen, gerisini de kızlar toplamışken fena olur mu? İmkanınız buna yetiyordu madem iyi ki yaptınız. Oooh sefanız olsun...
Kızlardan Ayşe diyor ki "Bizi arayacaklarını hiç düşünmedim."
Aramazlar mı Ayşe aramazlar mı, seneye fındığı kim toplayacak?

Fotoğraf,Habertürk Gazetesi'nden taranmıştır.

Read more...
Related Posts with Thumbnails