NE GÜZELDİ!...

8 Şubat 2010 Pazartesi


Bazı yerel haberler vardır. Sadece o köyde, o mahallede ya da o şehirde oturanların dikkatini çeker... Birazdan kaleme alacağım yazı da işte benim yerel haberim. Benimle birlikte çok az sayıda kişinin yüreğine dokunacak. Mesleğimde yerel haber sevdiğim gibi blogumda da seviyorum ve başlıyorum...

Bodrum'da denizin hemen kenarında bir evde büyüdüm ben. Anneannemin eviydi... Taş evdi ve içi, hayatta dedem olarak tanıdığım tek insan, öz olmayan dedem; sahne tasarımcısı, yönetmen Tarık Levendoğlu tarafından tasarlanmıştı. Güzeldi, özeldi, içinden çok insan geldi geçti.  Biz büyüdük, o insanlardan bazıları göçtü gitti.

Ve tabii anneannem de... Bizi, evini, Bodrum'u bıraktı gitti. Onun gidişinden birkaç yıl sonraydı, öyle gerekti,kiraya verdik evi. Kiracımız sevgili bir arkadaşımdı ve o da bildi kıymetini. Anılardan bahsederken onun da gözleri doldu. Anneannem ve dedemin fotoğrafını buldu evin bir köşesinde, koydu baş köşeye. İlk sahibine saygı misali... Gün geldi, gitmesi gerekti.  Bodrum'un arka sokaklarında küçük bir evde sabırla ve sessizce bugünü bekleyen annem ve cici babam geri döndüler bizim mabede...
Onların eve geri taşındığı gün anneannemin uzaklarda bir yerde rahat bir nefes aldığını düşündüm.
Bir Haziran akşamı terk ettiğim ve henüz hiç özlemediğimi düşündüğüm Bodrum'a; evime, çocukluğuma kavuşmak için gittim geçenlerde.
İzmir'de yaşarken cuma akşamları atlar Pamukkale veya Karadeveci'ye Bodrum'a atardım kendimi. Anneannem beni kapıda görünce koltuğundan kalkar, kollarını açarak bana doğru yaklaşır, gözleri ışıl ışıl, hoşgeldin derdi. Bu sefer sahne değişti. "Anneanne" artık benim annemdi ve benim kızımı karşılıyordu sevinçle...
İşte o akşam yatağa kafamı koyduğumda üşüştü anılar. Ahşap tavana diktim gözlerimi; çocukluğumu, genç kızlığımı, anneliğimi düşündüm.  İşte orada, hemen yatağın yanında duruyor tuvalet masası. Örtüsünü anneannem dikmişti, küçük pencerelerin perdeleri ile bir örnek kumaştan. Ne eğlencelere hazırlandık, kuzenler, kız arkadaşlar o aynanın önünde. Kocaman çekmecelerini yıllarca  karıştırdığım ve enteresan hiçbir şey bulamadığım "sanat eseri" komodin. Sanki yanı başımda yatan yavrum değil de benim kızlardan biri. O gece Hadi Gari'de ona bakan çocuğu anlatıverecek heyecanla... Bir kara fatma yürür mü yine tavanda? Korkmayı bırak, "Kara Fatma değil Siyah Fatoş bu. Gece12'den sonra Halikarnas'a gidiyor olmalı" diye gülüşüp durur muyuz kuzenlerle çocuk çocuk? Big Ben'den Tanju Okan'ın sesi gelecek mi şimdi tam uykuya teslim olurken... Gece uyanıp da 13. Gün'ün Jason'ından korkacak mıyım? Biraz doğrulup pencereden dışarı baktığımda Sadun Boro'nun mehtabın altında usul usul sallanan yatını görecek miyim? Şimdi tuvalete gitmek istesem, sağımda solumda, yerde, kapının girişinde kuzenler, kız arkadaşlar yatıyor olacak mı? Beğendiğimiz oğlanların hayali ile daldığımız uykudan mutfaktan gelen tıkırtılarla uyanıp kahvaltıya bikinilerle inecek miyiz? Anneannem kahvaltı bittikten sonra gelenlere kızacak mı, "Herşeyin bir saati var" diye.  Belki Arzu gelir birazdan, Mavi Boncuk Çetemizle ilgili çalışırız. Bugün etek günü müydü, pantolon mu diye sorar Payam... Peki kimin bileti kesilecek bugün? Uğur'a mı sataşacağız, Mehmet'e mi? Kuzen Sarp bir sürü deli kızın arasında her zaman uyumlu, sakin...Kuzen İpek yetişmeye çalışır bize yaş durumundan, Kuzen Işıl daha çocuk... "Umurçalı" çocuklar bakar kapıdan çapkın çapkın, korkarız ve tiksiniriz onlardan. Hiç bilmeden yıllar sonra  düşüncelerimden utanacağımı.... Günler günler geçer, içimize işler bu ev, bu Bodrum ve anneannemiz...
Özkaplanlar teknesine çıkmış arkadaşlar; el sallıyorlar gelin diye. Oradan da Kalenin ucundaki "yüksek kaya"ya yüzülecek. Burçak'ın üzerinden sürat motoru geçmemiş daha, yüzüyoruz rahat rahat açıklara. Kan kardeşim Yonca, bu yaz da 'herşey başka olacak' sloganı ile gelmiş İstanbul'dan,  kulaç atıyoruz durmadan ve hep aynı, herşey aynı. Sahi Müge nerede bu sabah?
Yavruma bakıyorum o mışıl mışıl uyurken... Ne zamandır minik parmakları ile gün sayıyor Bodrum'a gelmek için. Ben de böyle gün sayardım rutubetli kış gecelerinde anneannemle. Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz,yatcaz kalkcaz....
Durgun bir Bodrum sabahına uyandık ertesi sabah. Deniz "tahta" gibi, güneş ışıldıyor. Kızım kumsala çıkmak için can atıyor. Bodrum çok değişti ama buradan bakınca hala aynı görünüyor.
"En iyisi Bodrum'a hep buradan, bizim pencereden bakmak" diye düşündüm o sabah...






...........................................................................................................
Aşağıda yer alan dizeleri yaklaşık 15 yıldır ne zaman okusam ağlarım. İlk arkadaşım Payam'ın sevgili annesi Renin Batıgün, bu dizelerini sizlerle paylaşmama onay verdi  ve dedi ki "O Bodrum yazıları aslında hepimizin.. aynı sevgi.. emek.. ve duyguları paylaştığımız yıllardan kalan tortular.."
Aynı duyguları paylaşanlara armağınımız olsun...


İlk gördüğümde
Koca bir ömür geldi tünedi yüreğime...
Artık bencileyin
Ölmek var
Dönmek yok dedim
... Yemin gibi bir aşk
Uyurken bile
Bir elim gök ovayı tutar
Bir elim  Yokuşbaşı'nı
Haram koymam
Nazlı yarimin bağrına
deyip...
Alaca yıldızlı geceleri
Mercan oyası sabahlara katıp
Nefer ederdim bedenimi

... Önce Bizans'tan bir esinti geldi
              Sonra kasırga tufan...

Sonra
Boş düşmüş gönüller
Bol paralı hep görmüşler
Bacak aralarında yarım piyaz az köfteyle gezenler
Geldik, gördük ve düzdük diyenler
Hepsi geldiler

....
....
.... Eylül'ün 10'uydu
    Dağa tepeye çamur yağıyordu
    Rüzgar bağıra küfüre kol geziyordu
   Kara bir gece yapış yapış sabah kusuyordu
   Bodrum'dan gittim...
16 Ağustos 1991/İzmir
Renin BATIGÜN





Read more...
Related Posts with Thumbnails