OKUL TELAŞI SARDI DÖRT BİR YANIMIZI

26 Mart 2010 Cuma



Biz, çocuğu bu sene ilköğretime başlayacak olan anneler…

Günlerdir bir telefon ve mesaj trafiği içindeyiz, sormayın gitsin.

Hepimizde bir endişe, kararsızlık ve telaş.

Çocuğumuz hangi okula gidecek?

“Mahalledeki okula.”

Ne güzel bir yanıt değil mi?

İşte hiç öyle olmuyor.

Önce, “Bir tanecik yavruma en iyi şartları vermeliyim ki geleceği garanti altına alınsın” duygusu ağırlığını koyuyor.

Yani ne olsun; öğretmeni onu çok iyi tanısın, çok iyi eğitim versin, yavrum yabancı dil öğrenmeye erken başlasın, iyi bir ortamda yetişsin, önündeki büyük sınavları kolaylıkla geçsin.

Mahallenizin okulunu araştırıyorsunuz önce. Bir de “özel okul karşıtı” olanların söylemleri ile neredeyse özel okul düşünmekten utanır hale geliyorsunuz.

Sınıflar 40 kişi diyor bir arkadaş, diğeri kendi kızının başına gelen bir olayı anlatıyor, bir diğeri bizzat öğretmenken devlet okulunda, kendi çocuğunu göndermeyi düşünmüyor.

Hadi bakalım bir de özel okulları tarayalım.

Çok pahalı, çok yandaş, çok uzak, çok yetersiz…  diye diye bunlar da eleniyor mu?

Elde var sıfır.

Sonra yurt dışında yaşayan arkadaşınız diyor ki “Bugün mahalledeki okula kayıt yaptırdık. Sınıflar 20 kişilik olacak.” BİTTİ. Bu kadar…

O şanslı minik, yaşadığı mahalledeki tüm yaşıtları ile aynı okula gidecek, aynı eğitimi alacak, aynı fırsatlardan yararlanacak.

İstanbul’un çeşitli semtlerinde, İzmir’de, Ankara’da yaşayan ve şu günlerde neredeyse sadece  bu konuyu konuşan bizler ise;

Ne zenginiz istediğimiz özel okulu seçecek kadar

Ne de huzur bulabiliyoruz devlet okulunu tercih ettiğimizde

Sonunda bir karar vereceğiz ama;

Bu kararın her şekilde bir bedeli olacak.





Read more...

BENİ DİNLEDİĞİNİZ İÇİN

TEŞEKKÜR EDERİM TEKİN BEY

23 Mart 2010 Salı

Bugün yine İstanbul’un kalbinden geçtim.
Yine Üsküdar’a gittim.
Doya doya içime çektim hala biraz “turisti” olduğum bu şehri.
Üsküdar İskelesi’nde beni  Tekin Bey bekliyordu.
Tekin Gönenç  ile üç yıl önce Bodrum’da tanışmıştık. 
Yaz aylarını Bodrum Yalıkavak’taki evinde geçiriyor ve bu arada ÇYDD Bodrum Şubesi’nin Yaz Okulu’na gönüllü öğretmen olarak geliyordu.
Çocuklar ona bayılıyor, boynuna sarılıyorlardı.
Gülümseyen yüzü, sakin tavrı ile çocukların sevgilisiydi.
Bir süre sonra gazeteye geldi, bana öykü ve şiir kitaplarını hediye etti.
Çok yalın bir dille anlattığı öyküler o kadar hoşuma gitti ki ben de onunla bir röportaj yaptım.
Böylece dost olduk.

















Tekin Bey bugün ben Üsküdar’a varmadan önce bir keşif yapmış ve Boğaz’ı seyredebileceğimiz bir restoran bulmuş. Doğruca oraya  gittik.
Karşılıklı sohbet etmek için buluşmuştuk ama gerisi şöyle gelişti:
-Tekin Bey, biz İstanbul’a geldiğimiz günlerde…
-Tekin Bey, biliyor musunuz benim baba tarafım…
-Size anlatmış mıydım, ben İzmir’de iken…
-Tekin Bey, üniversite yıllarından en çok içimde kalan nedir biliyor musunuz?
-Tekin Bey, CHP Genel Kurulu’nda bence …
-Tekin Bey, ben salata yiyeyim, diyetteyim. A siz de mi? Ne güzel…
-Tekin Bey, ben şu son birkaç yılda o kadar çok şey öğrendim ki hayattan…

Artık kalkma vakti geldiğinde fark ettim ki Tekin Bey pek bir şey anlatamadı.
Ama beni o kadar güzel dinledi ki…
Eve dönerken bunu düşündüm; seni gerçekten dinleyecek birilerine sahip olmak ne büyük şans!
Teşekkürler Tekin Gönenç.

***
YOL AYRIMLARI
göz gözü görmeyecek kadar mıydı
yol ayrımları
söylenecek ne varsa
alıp gittin

sesindi
hiç yorulmadı
tırmandı durdu ıslığıma

bir deste başıboş anahtar
giderayak elime tutuşturduğun
hangi kapına varsam
taş
duvar

geri dönmelerine sakladım kendimi
keşke bir gün
tık kapı
ansızın sen

Tekin Gönenç


….
El eleydiler. Az ötemde duruyorlardı. Merdivenlerden tam çıkmak üzereydim. Koşarak geldiler. Yedi-sekiz yaşlarında, şirin mi şirin, güzel mi güzeldiler: Okulun bahçesindeydik. Bir grup yazar arkadaşla Kaş’a 20 km. uzaklıktaki bir köy okuluna gelmiştik. Ne iyi etmiştik de gelmiştik.
Bu sevimli kızlar iyice yaklaşıp biraz mahcup, biraz çekingen:
“Günaydın,” dediler.
“Günaydın çocuklar; nasılsınız?”
İkisi birden:
“Günaydın.”
Sarı saçlı olanı:
“Okulumuza hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk teşekkür ederim.”
Arkasından gamzelisi daha çekingen, daha utangaç:
“Siz yazar mısınız?”
“Evet öyle.”
Nasıl da sevimliydiler, besbelli benimle sohbet etmek istiyorlardı. İsimlerini sordum:
“Benimki Emine.”
Öbürüne döndüm.
“Ya seninki?”
“Benimki de Emine.”

Tekin Gönenç’in “Babamın Bıyıkları Yoktu” adlı öykü kitabındaki aynı adlı hikayeden….







Read more...

OLCAY TEYZEMİN DEDİĞİNİ DE YAPARIM YAPTIĞINI DA...

21 Mart 2010 Pazar

Olcay (Akkent) Teyzem, 1928 doğumludur.  Kışın Üsküdar’da , yazın Bodrum Kumbahçe’de yaşar.
Hayatıma girişi “anneannemin arkadaşı” olması sebebiyledir, yıllar yıllar önce.
“Arkadaşım” oluşu işe anneannem gittikten sonraki yıllara rastlar.
Olcay Teyze bana hayatı ve özelikle hayatın içinde ciddiyetle yapılması gerekenleri öğretir.
Ben ona bilgisayar ve internetle ilgili konularda yardımcı olurum.
Aslında çok da yardıma ihtiyacı yoktur.  
Dünya güzeli bir diz üstü Macintosh’u vardır. Ona gözü gibi bakar.
Günün büyük bölümünü onun başında geçirmekten kendini alamaz. Bazen uykusuz kalır, kendine kızar.
Olcay Teyzem yıllardır anılarını yazar.  Yıllardır da bize bölüm bölüm okur.
O, anılarını yazmaya başladığında hayatında sadece bilgisayar vardı. Anılarını kitaba dönüştürmeyi hayal ediyordu belki.
Sonra internete bağlandı.
Şimdi de blog sayfalarını keşfetti.  Ve dedi ki, “Neden benim de bir blog sayfam olmasın?”
Olacak… Elbirliği ile çok yakında harika bir sayfayı internette yayına sunacağız.
Buradan duyurusunu yapacağım.
İşte dün bu çalışma için Olcay Teyzemin Üsküdar’daki evine gittim. Sabah erkenden çıktım yola, üç vasıta değiştirdim, Boğaz’da deniz kokusunu içime çektim, güneşin sıcaklığını hissettim. 
Tam vaktinde oradaydım. Olcay Teyzemin önem verdiği  gibi…
Olcay Teyzem, pembe kazağını giymiş neşeyle beni bekliyordu.
Öğle yemeğinde bana ikram edeceği ve ricam üzerine hazırlanmış leziz ve kalorisi düşük  yemekler için şık sofrası hazırdı çoktan.
Bilgisayarda çalıştık, kahve içtik, yemek yedik, biraz daha çalıştık. Saatler su gibi aktı.
Giderken Olcay Teyze “parmak” diye adlandırdığı taşınabilir belleğini bana verdi. İçi blog sayfasının malzemeleri ile dolu…
Şimdi heyecanla benim yapacağım ön çalışmaları bekliyor, kalbi çarpıyor, biliyorum.
Olcay Teyzemin gündemi, teknolojiyi, edebiyatı, sinemayı, her şeyi ama her şeyi yakından takip etmesine hayranlık duyarım.
Ben yaşım ilerledikçe bir yerden sonra ipin ucunu bırakmaktan korkarım.
Çok iyi eğitim veren bir lisede İngilizce öğretmeni olan kız kardeşim Duygu, 3G’yi önemsemediğimi söylediğimde “Önemseyin, öğrenin. Anne baba olarak her şeyden haberdar olun, her şeyi bilin” dedi.
Haklı, diye düşündüm.
Gazetede Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar’ın, derslerde Power Point sunumunun dahi artık gençleri uyuttuğunu söylediği açıklamasını okudum. Atalar, geceleri internet üstünden forumlara girip öğrencilere 10 dakikalık sınavlar yaptığını, 40 kişilik sınıfın foruma girip sınava girdiğini anlattı. Okuduğum üniversitede bilgisayara dokunmayı birkaç yılla kaçırmış bir öğrenci olarak şaşırmadım ama özendim.
Küçükken ikimiz de Başak burcu olduğumuz, ikimiz de yufka sevdiğimiz ve ikimiz de ekmeğin topuğunu yediğimiz için sevdiğim Olcay Teyzem ile ilişkimin sürmesi, O’nun zamanın gerisinde kalmamış olması nedeniyledir bence.
Ve biliyor musunuz Olcay teyzem, 35 yaşındaki benimle de yetinmedi ve kendine yeni bir arkadaş daha buldu.
Liseli Öykü…
Ben bu hayatta Olcay Teyzem’i  birçok konuda olduğu gibi bu konuda da örnek alacağım.
Size de tavsiye ederim.


        Minik kızım Yağmur ile, Olcay Teyzemin çay sofrasındayız...
        Ağustos 2009

Read more...
Related Posts with Thumbnails