HAKSIZLIK NEFES ALINCA

26 Ağustos 2010 Perşembe

Geçmişte yaşanmış bir haksızlık bazen suyun altında nefessiz kalmış da son hız dışarı çıkmış gibi adeta “puaaahhhh” diye bir ses çıkararak gösteriverir başını...

Okyanusların dibine ittiğiniz, üzerine kat kat toprak attığınız o haksızlık nefes almak istedi mi…

O sırada nerede olduğunuza bakmaz bile.

Çok eğlenirken, çok meşgulken, bomboşken…

Durakta otobüs beklerken mesela…

Çıkarır başını dışarı…

O nefes alırken senin nefesin daralır.

Çorap söküğü gibi olaylar baştan sona…

O eski insanlar surattan surata…

Geliverir aklına.

Nasıl da iftira atmışlardı sana

Nasıl da inanmaz davranıp iftiraya inanır bakmıştı o kadın yüzüne…

Ablam dediğin insan nasıl da tuzla buz etmişti kalbini en zor anında…

Arkadaş dediğin seni sırtından bıçaklamışken…

Ah şu lafı nasıl da diyememiştin, şu bakışı nasıl da atamamıştın ona, şuna, buna…

Nasıl gömülmüştün yorganların altına…

İftiracılar utanmazken sen nasıl utançla kıvranmıştın yataklarda…

Bir insanın aklına bunca şey mesela bir on dakikada nasıl gelebilir?

Bir insan unuttum sandığı hisleri bugünmüş gibi aynı keskinlikle nasıl yeniden hissedebilir…

Şaşırırsın, sıkılırsın…

O hep söylemek isteyip de söyleyemediğin….

Birilerinin kemiksiz dilleri lak lak lak ederken…

Senin yutkunup üzerine bir de su içtiğin  o sözler…

Beyninde yankılanır…

Otobüse binmişsin, yol alıyor ağır ağır…

Sessiz kavga devam…

Kafanın içindeki minik insanlara söyler de söylersin…

Yazmak gibi bir nevi, rahatlatır…

Ama bir de vücuduna sor, yay gibi gergin o anda.



***

Ama unutmak da lazım diyorlar.

Unutmak,  arınmak kötü duygulardan…

Nasıl olacak?

İnsanoğlundan en çok nefret ettiğin anda…

Otobüsün önünden geçtiği iftar çadırının kıyısında

Yarı kuru ve uzamış çimlerin üzerinde…

Daha iftar vakti gelmemişken aldığı yemeği…

Kendi yemeyen ama küçük kızına yediren başı yemenili annenin…

Kızının ağzına kaşığı uzatırken

Yüzünü sadece annelerin anlayacağı

“Çocuğunu doyurmanın verdiği mutluluk” ifadesi  kaplayınca

Küçük kızın ağzını bir yavru kuş gibi, ağzına büyük gelen kaşığa doğru açışını görünce

Gözlerine gelen yaşlara engel olmaya çalışır,

Elinle göz pınarlarını çaktırmadan kurutup

Önüne döndüğünde…

Bir de bakmışsın dibe dalmış haksızlık, en derine kulaç atıyor.

Nefretse kuyruğunu sıkıştırmış koşuyor, sağa sola çarparak…


Read more...

İSTEK LİSTESİ


Öğretmen çatık kaşları, dimdik vücudu,  döpiyesi ve kırmızı dudakları ile sınıfa girdi ve duyurdu;
—Kompozisyon yarışmasına katılmak isteyenler kütüphaneye insin…
Ailesinin “edebiyata meraklı” demeyi sevdiği kız da ayağa kalktı.
Bir başka arkadaşı daha kalkmış olmasa, cesaret edemezdi belki…
O diğer arkadaş kimdi hatırlamıyor bugün, ama kütüphaneyi hatırlıyor.
Uzun masaya sıra sıra oturdular. 10 kişi kadardılar.
Okulun bazılarınca tapılan bazılarınca da hiç sevilmeyen öğretmeni kuralları anlattı.
Üzerinde okulun logosu bulunan kendinden çizgili sınav kâğıdına bir kompozisyon yazacaklardı.
Konuyu o anda seçeceklerdi.
Yazının tamamen kendilerine ait olduğuna ancak böyle ikna edebileceklerdi öğretmeni.
“Kompozisyon” kelimesini öğrencilerin çoğu sevmiyordu, o da öyle..
Kendini okulda olduğu hissinden kurtarmaya çalıştı.
Okulda da şehirde de 4. yılıydı ama hala biraz yabancı hissediyordu kendini.
Rahat yazması için evinde olması gerekiyordu.
O zaman kendini evindeymiş gibi hayal etmekti çaresi.
O da öyle yaptı.
Ruhunu deniz kenarındaki evine götürdü.
Sonra gittiği yeri yazmaya karar verdi.
Kompozisyonunda olgun bir kadın-ne anlardı ki o yaşta olgun bir kadının hislerinden-çocukluğunun geçtiği evde geçmişi ile yüzleşiyordu.
En azından buna yakın bir şeydi yazdığı, şimdi öyle hatırlıyor.
Bir saat miydi vakit, daha mı az, bitti, teslim ettiler kâğıtları.
Sonra günler geçti… Bir tören vardı, şimdi hatırlamıyor hangi sebeple…
Orada kompozisyon yarışmasında başarılı olanlar da anons edilecek ve ödülleri verilecekti.
4’ü ödül almıştı yanlış hatırlamıyorsa…
3. olmuştu yarışmada. 
Kimse bir diğerinin ne yazdığını bilmiyordu.  Bilmeyecekti de… Hiçbir yazıyı okutma gereği duymadılar çünkü öğrencilere…
İsimler okundu, sahneye çıkıldı, içinde kalem olduğu belli olan paketler öğrencilere verildi.
Ama o sırada nasıl bir karışıklık olduysa, ya da belki çekingenlikten nasıl görünmez yapıyorsa kendini, onun hediyesi verilmedi.
“3. olanlara hediye verilmiyordur belki” diye düşündü.
O kaleme sahip olmak istemiyordu, olsa da olurdu olmasa da…
 Ama o paket onunsa ona verilmeliydi, bunu istiyordu.
Göz ucuyla sehpada duran kutuya baktı.
Kazananlar alkışlandı, herkes sahneden indi.
Düşündü ki öğretmen fark eder, “Kim almamıştı ödülünü” diye sorar.
Kimse sormadı ne o an, ne sonrasında…
Almış olsaydı o kalemi, şimdiye çoktan kaybetmiş olacaktı.
Ama alamadığı hiç bu anıyı hiç unutmadı.
Ve unutmadı çünkü…
Bu olaydan hiç ders almadı ve sonraki yıllarda da hep aynı şeyi yaptı.
Hak ettiğini isterken bile utandı, çekindi.
İnsanlar  rahatlıkla –hatta bazen arsızca-isteyebilirken…
O hep tıkandı…
Ama belki artık istemenin vakti geldi…
Hatta artık bir İSTEK LİSTESİ yapsa…
Önce evrenden sonra çevreden…
Ne güzel olur…

Read more...
Related Posts with Thumbnails