KURMALI BEBEK BOZULDU

11 Kasım 2010 Perşembe

Fotoğraf: AA




Bir kadın anne olunca, kendisinden sonra anne olmak isteyenlere, istemeyenlere, isteyip de olamayanlara söyleyecek çok sözü olduğunu düşünüyor. Anne olalı bir kaç ay dahi olsa...  Onun bildiği daha fazla, anlatacağı daha fazla oluyor gibi... Nasihatlere her daim hazır...

İtiraf etmem gerekirse ben de... Yapıyorum bunu...

En çok söylediğim ise ilk günden biri (6,5 yıldır) şu... Annelik güzel olduğu kadar çok da zor, iyi düşünün, acele etmeyin....

Bilinen kalıp anne cümlelerine uymuyor biliyorum. 

Daha agucuklu gugucuklu, sevimli şeyler söylenmesi beklenir. "Ah dünyanın en güzel duygusu. Mutlaka tatmalısın. Ne kadar erken anne olursan o kadar iyi olur" falan filan...

Demem, diyemem....

Diyenlerin de yüzde yüz böyle düşündüğüne inanmam.... Kusura bakmasın kimse...

Çünkü bana göre annelik bir yanıyla insanın içinden taşan, nasıl ifade edeceğini bilemediği kocaman bir sevgi demekse.... 

Diğer yanıyla ise artık annenin hayatının ikiye bölünmesi, 180 derece değişmesi, kalbininin sık sık sıkışması, bazen vicdan azaplarıyla kıvranıp bazen de çocuğunun başına gelebilecek kötü olayları düşünüp delicesine korkmasıdır. 

Dünyanın dört bir yanında çocukların başına gelen felaketlerin sizin yavrunuzun da başına gelebileceği gerçeğini düşünmemek için zihninizle savaşmaktır.
Ve bu zorluklar çocuk büyüdükçe artar. 

Birçok yeni anne gibi ben de ilk günlerde duyduğum "Büyüdükçe dertleri de büyür" lafına inanmamıştım. 

Artık inanıyorum....


Bütün bu yazdıklarım nereye bağlanacak söyleyeyim... 

Pamuklara sarıp büyüttüğünüz, her hareketini alkışladığınız, eşsiz, benzersiz, bir tanecik yavrunuz için hayatın zorluklarının başladığı ilkokul birinci sınıftayız biz de bu sene...

3 yıldır anaokuluna gidip gelen bir çocuğun ilkokula gitmesini farklı kılan nedir? Çok şey...

Artık onu kapıda karşılayan, göğsüne bastıran, üstünü başını değiştirmesine yardım eden bir öğretmen yok sabahları. 

Okul kapısında (okul servisi de olabilir) vedalaştığınız bebeğiniz artık çantasını çeke çeke, bir çocuk kalabalığının içinde yürüyor sınıfına doğru. 

Tek başına gidiyor sırasına, tek başına soyunuyor, defterini, kalemini, silgisini çıkarıyor tek başına. 

Artık tek başına... 

Bu değil miydi size muhtaçken istediğiniz. Ah bir  dişi çıksa, ah bir yürüse, ah bir konuşsa da derdini anlatsa, ah bir çişini söylese, ah bir kendine yetse, ah bir ...iki... üç....

Hepsini yaptı. 

Yapacaktı zaten, siz bazen boş yere telaşlandınız. Hatta kabul edin kıyasladınız, bilmem kiminki çişini söylüyormuş artık, konuşmuş, koşmuş diye...

Ama bir ay önce ama bir ay sonra....  Sizinki de yaptı hepsini.... Değil mi?

***
Peki şimdi niye bu telaş.... (Kendime de söylüyorum biraz bunu....)

Yazacak o da.... 

Okuyacak sonra...

Belki matematiği sevmeyecek, belki Türkçe'yi... 

Yazısı çok çirkin olacak ömür boyu belki. 

***
İşte anneliğin en zor kısımlarından biriyle daha karşı karşıyayız.

Çünkü artık iyice anlıyoruz ki bizim oyuncağımız değil o. Kurmalı bebek değil.

Bizim istediğimiz kadar mükemmel (!) olmayacak.

Sınıfın en çalışkanı olmayacak belki. 

Ya da spor takımlarına seçilemeyecek. 

Öğretmeninin en sevdiği öğrenci de olmayacak. 

Olmasın...

O hala o... Hani o ilk gün kucağınıza alıp inanamayan gözlerle baktığınız bebek o....

Ne değişti? Niye kızıyorsunuz ona?

Onu siz doğurdunuz, sizin genlerinizle geldi bu dünyaya. Onu siz büyüttünüz bu yaşa kadar. 

Beklentiniz yokken çok sevdiniz onu. Kızmadınız hiçbir şeye. 

Ama sizin beklentilerinizle onun yapabildikleri uyuşmayınca...

Sevmeyecek misiniz onu artık?

Eziyet mi edeceksiniz daha iyi, hep daha iyi olması için...

Ya da tamamen terk mi edeceksiniz ne hali varsa görsün diye...


Siz bilirsiniz...

Ama o hala o ilk gün kucağınıza aldığınız bebek.... 

Unutmayın.

Read more...
Related Posts with Thumbnails