BİR ÇATI HİKAYESİ-3

23 Mayıs 2011 Pazartesi

...
Bir damla su akmıyordu evet ama elektrik vardı.
Her filmin olduğu gibi her anının da bir fon müziği vardır. O günlerin fon müziği Yeni Türkü'nün Aşk Yeniden adlı albümü idi...
Aşk yeniden Akdeniz'in tuzu gibi....
ya da
Karanfiller açıyordu o zamanlar gözlerinde
Bir baksam kül olurdum yüzüne....
ya da
Ağır kapı aksak lisan
Kelimeler yetmiyor
Çıplak yara gün ışığı
Tenimi incitiyor
ya da
Haber uçtu devlete de 
Beş yıl yattım hapiste
Yedi düvel zindanından
Beterdir yedikule

Bu albümü bilenler bilir, bir dalgın bir neşeli çalışıp duruyorduk.

Çatıyı neden bu kadar heyecanla yarattığımızı anlatmak için aslında biraz bizi anlatmak gerekiyor.
Payam ve Yaprak'ı yani...
Tabii özetle...
Payam dünyaya gözlerini İzmir'de açmıştı, ben ise Ankara'da... Yollarımız ise Bodrum'da kesişmiş. "Miş" diyorum çünkü o kesişme günlerini hatırlamayacak kadar küçüktük. Bizim büyüklerimiz hayatlarını emekli olunca değil henüz genç iken Bodrum'da geçirmeye karar verenlerdendi. 1970'lerde daha çok Ankaralıların tatile geldiği ve tek tük yerleştiği Bodrum... Payam ve ben de o zamanki birçok arkadaşımız gibi büyüklerimizin elinden tutup getirilmiştik buraya.
Neyse uzatmayayım...
Sonuçta Payam benim en eski arkadaşımdır. Biz ikimiz ve çok sevgili daha birçok arkadaşımız işte o yıllarda büyük şehirden gelmiş bugünkü deyimle entel dantel kesimin çocukları olarak kumsallarda, meyhane masalarının aralarında, Bodrum sokaklarında koşturarak büyümüş o garip kuşaktık.
Kaybedenler Kulübü filmini izledim geçen gün... 90'lar için şöyle diyordu bir genç;"Abi belki bu da bizim 68'imizidir."
Eh, o günlerde bizim 68'imizdi belki... Etkisi hiç geçmediğine göre...
O meyhane masalarında ülkenin en büyük sanatçıları, edebiyatçıları, müzisyenleri... Kimler yoktu ki...

Okuldan koş denize, denizden çık doğru okula.
Sokaklar senin, kumsallar benim...
Aslında bütün Bodrum benim.
Annen sorsun seni yoldan geçene birine "Yaprak nerede?" diye. Adam göstersin "Na şuraya gittiler" diye.
İşte böyle bir hayat.
Ama her güzelliğin bir sonu var. İlkokul bitti. Ayrılık vakti geldi.
Eğitim şart, yabancı dil şart! Hele Payam'ın işi daha zor, müzisyenlik aileden geliyor. Payam konservatuvara gidecek, piyano çalacak.
Kader bizi ayırmadı neyse ki. Toparladılar götürdüler bizi İzmir'e.
İlk günlerde nefret ettim o şehirden. Sonra alıştım...
İzmir iyidir hoştur ama Bodrum'dan sonra biraz boştur. (Bunu kendi adıma söylüyorum. Ne de olsa Payam'ın memleketi :))
İzmir'in en güzel yanı Bodrum'a yakın olmasıdır.
Her tatilde koşar giderdik ama yetmezdi. Üstelik bu arada hızla büyüyorduk. Ve bizimle birlikte Bodrum da büyüyordu.
İzmir'e ilk geldiğim günlerde Bodrum'dan geldiğimi söylemeye utanan ben sınıfın ve hatta okulun neredeyse en popüleri olmuştum Bodrum'da evimiz olduğu için.
Bu yeni Bodrum'a gençliğin ateşi ile gayet iyi uyum sağlamakla birlikte özlem hep vardı.
Eski Bodrum'a duyulan o özlem...

Anladınız işte...
Biz Çatı'da aslında kendimize Eski Bodrum'u yaratmak istiyorduk.
Sürecek...

Read more...
Related Posts with Thumbnails