BİR ÇATI HİKAYESİ-SON

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Verdiğim uzun ara için özür dileyerek anlatmaya devam ediyorum…

Çatı’da Bodrum’u yaratmak çok zor olmadı.  İlk başta söylediğim gibi içerisi eşya doluydu. Eşyalar da zaten Bodrum’dan geliyordu. Payamların Bodrum’da yaşadığı yıllara ait evin eşyalarıydı. Payam’ın annesi Renin teyzenin o müthiş zevki ile kullandığı eşyalar temizlenip paklanınca, çatımızın rengarenk odaları ile müthiş bir uyum gösterdi.  Ümit yaratıcılığını gösterdi, çatı yeterince yüksek olmadığı için ayağa dikemediğimiz dolabı yan yatmış bir kütüphane haline getirdi; dolabın kapağını dolabın içine yatay olarak çaktı ve  çok derin raflı bir kütüphanemiz oldu. İçine birbirinden değerli kitap yerleştirdik. Çatıda yalnız kaldığımız ya da canımız sıkıldığında bir tane çekip okumaya başladığımız kitaplar…. (Bir Pazar günü Heinrich Böll’ün ‘Ve O Hiçbir Şey Demedi’  adlı eserini okuyuşumu ve Çatı’nın buzdolabının bir pazar ıssızlığında olduğunu, canımın kitapta bolca adı geçen gulaş çektiğini hiç unutmuyorum…)
Çatı’yı yaşanacak bir yer haline getirmek kirlenmek demekti…  Reklam sloganı doğru söylüyor, kirlenmek güzeldi.  O kirin içinde saatlerin nasıl geçtiğini fark etmeden çalışırken birden acıktığını hissetmek güzeldi… Böyle durumlarda  pideciye bir telefon edilir, yanına da bir kola… Hayır! Renin teyzenin kontrolü altındaysanız bu mümkün olmuyordu. Neyse ki… O pisliğin içinde bir sofralar kurdu ki…. Fincanlarda üzeri kaşarlı, gerçek domates çorbaları… Ev yapımı pizzalar… Salatalar… Tıpkı bir inşaat işçisinin beyaz peynire uzanan simsiyah eli gibi, uzandı leş gibi ellerimiz o yemeklere… Bunun bir de çay saati, akşam yemeği… Çatı’yı üç kişi yarattık dersek bu usta gurmeye haksızlık etmiş oluruz sanıyorum.
Ve sonunda çatı gerçekten ÇATI oldu… Ve başladı kapı çalmaya… Arkadaşlar… Arkadaşların arkadaşları…Onların da arkadaşları… Partiler… Buluşmalar… Payamla baş başa geceler… Kalabalıkla baş başa geceler… Yılbaşı partileri… Herkesin bir süs getirdiği çam ağacı… Herkesin elinde bir tabak mezeyle geldiği toplantılar. Bazen yalnız ve ürkütücü geceler…
Çatı saltanatımız ne kadar sürdü, tam olarak hatırlamam zor. Ama bizim Eski Bodrum gibi o da bitti.
Bir kere çok fazla kullanılır oldu hepimiz tarafından…
Çok fazla gelenle çok fazla eğlendiğimiz için alt kattakiler rahatsız oldu. 
Elektrik ve su parası hep çok geliyordu,  birden daha  yüksek gelmeye başladı. Mal sahibi yani yönetici söylenmeye başladı.
En baştan beri elektrik ve su faturaları ile ilgili bir sorun vardı ancak adımıza olmayan bir aboneliğin hatalarını bulamıyor, yanlış gelen fahiş faturaları da ödeyemiyorduk.
Üniversiteye giderken çalışan bizler okulun sonuna doğru daha da yoğunlaşmaya başlayınca….
Her güzel şey gibi ÇATI da bitti…
Tüm o güzel günler, o neşeli partiler  ve gamsız günler gibi…
Bitti…

Geriye de bu güzel anılar kaldı:

Yaprak-Şeniz-Payam

Payam ile dostluğumuzun çocuksu dışavurumu.. Planda yoktu ama sonuçta görünen yemek odamız türbe yeşili oldu...

Şeniz-Yaprak-Payam

Payam-Yaprak ve yegane ısıtıcımız...

Read more...
Related Posts with Thumbnails