İLİŞKİNİN İPLERİ KADININ ELLERİNDE

14 Eylül 2012 Cuma





Formsante Dergisi Temmuz sayısı

Mutsuzsanız onların yüzünden, mutluysanız onların sayesinde… Her şeyi dönüp dolaşıp erkeklere bağlamak yerine dönüp kendi özümüze bakmanın zamanı geldi galiba. Aslında doğanın da işaret ettiği üzere her şey kadınların elinde… Yeter ki ekolojimize ihanet etmeyelim.

Yaprak ÇETİNKAYA

Aylık konu toplantımızda temmuz ayında ilişki başlığı altında işleyeceğimiz konu ‘kadınların sık tekrarladığı ilişki hataları’ idi. Kendimizi daha iyi tanımak, hangi hataları neden yaptığımız anlamak için bir de çevremizdeki erkek arkadaşlarımıza sorduk nelerden şikayetçi olduklarını… Biraz da keyifle saydılar; her şeye karışmak, çok konuşmak, şüphecilik, kıskançlık, evlenme merakı, herşeyi kontrol etme takıntısı…  İstanbul Psikiyatri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ayşegül Denizci’nin kapısı çalana kadar da çok daha hafif ve eğlenceli bir yazı konusuydu aklımızdaki… Ancak sohbet öyle bir seyir izledi ki aslında erkeklerin ağız birliği etmişçesine sıraladıkları hataların temeline, yani kadının kendi ekolojisini inkar etme gerçeğine kadar uzandık.  

Biz kadınların en temel sorunu nedir?
Modernleşme süreci içerisinde kadın ve erkek arasındaki cinsel ayrımcılık her ne kadar dengeye doğru gidiyorsa, kadının sosyal hayata, iş hayatına aktif katılımıyla kişisel gelişimi ile ailenin dışındaki dünyayı kavrayışı artıyor ve erkek egemen olan alanlarda kadınların egemenliği artıyorsa olsa da sorun devam ediyor.  Kültürel olarak yetiştirilişten itibaren kadın cinselliği sürekli bastırıldığından, erkek cinselliği sürekli yükseltildiğinden büyük bir asimilasyon yaşanıyor ve ne kadın ne de erkek bunu bir türlü aşamıyor.  Ne kadın ne erkek bu farklılığı bir türlü aşamıyor ve buluşma olmuyor.  İlişkilerin çatırdamasındaki en temel neden bu…

Kadınlar bu çatırdamayı hangi yaşlardan itibaren yaşamaya başlıyor?
18-24 yaş arasındaki kızlar bunları henüz fark etmemiş oluyor. Onların peşinde her yaştan erkek koşuyor ve eğer çok tutucu bir ailede yetişmiyorlarsa bu ayrımın farkına varmıyorlar. Ortalama 25 yaşlarında evleniliyor (her ne kadar dünyada çocuk gelinler sıralamasında ilk sıralarda yer alsak da biz davranış bilimciler 25 yaşından önce evlenmenin sağlıklı olmadığını düşünüyoruz) ve cinsellik de evlenme ile birlikte akredite oluyor. Ancak günümüzde her iki evlilikten biri ilk beş yıl içinde boşanmayla sonuçlanıyor. İlişki için değil, özgürleşmek için evlenen kadın bu yükü üzerinden atıyor.

Bu kadının artık özgür olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bu kadın için cinsellik hala özgür kabul edilmiyor, kendisi de cinsel açıdan özgür bir varlık olduğunun bilincinde olmuyor ve bu sefer beraber olduğu erkeklere yapışmacı bir tavır sergileyebiliyor. Erkek istediği gibi bir cinsel hayat yaşayıp alkışlanırken kadın için durum hala tam tersi devam ediyor. Oysa ülkemizden batıya doğru ilerlemeye başladığınızda böyle bir durum yok. Ülkemizdeki özgür(!) kadının en büyük mücadelesi aslında cinsel özgürlüğün kadın üzerinden tarif edilmeyişi ile düştüğü ikilem oluyor.  Ancak bunun farkında olmayan kadınlar ben çirkin miyim, şişman mıyım, yeterince şık değilim, cildim kırıştı, botoks yaptırmam lazım gibi takıntılar geliştiriyor. Oysa bütün bunların altında kadının kendini yetersiz hissetmesi yatıyor. Ve bu yetersizlik duygusu erkeklerin ve toplumun çok işine geliyor. Özgür kadından başka herkesin işine geldiği için bu durum müthiş bir ağız birliği ile sürdürülüyor; yetersizsin, çirkinsin, kıskançsın diye diye…  Bu durumu toplumdan çekip alırsanız sistem çökecek sanki…

Biz kadınlar bunun farkında değil miyiz?
Olamıyoruz çünkü bu konu ile ilgili sesimizi çıkardığımız zaman feminist, militarist, anarşist itiliyoruz. Bir türlü kadın olamıyoruz. Biz o kadın kimliği içine girdiğimiz zaman kadından başka her şey olabiliyoruz.  Bizim illaki makyaj yapmamız, bir erkeği sürekli pohpohlamamız gerekiyor ki kadın olalım. Feminist kadın çirkindir, bakımsızdır diye bir imaj çiziliyor.

Mutlu kadınlar olmak için ne yapmalı?
Kadın kendine ihanet etmesin yeter.  Bunun için de öncelikle bir ilişkiden neler beklediğini kendine sorması gerekiyor; “Bu ilişkiye neden ihtiyacın var, ona bir daha bak. Sen yaşadıklarından, paylaşımlardan memnun olmak istiyorsun; hakaret edilmek, bastırılmak, yok sayılmak, şiddete, tacize uğramak değil… Çalışıyorsun, paranı kazanıyorsun, birçok alanda erkeklerden daha fazla para kazanıyorsun, o halde hiç kimseye ihtiyacın yok.”  Ancak özgürleşmenin bedelinin yalnızlık olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Kadınlar yalnızlıktan mı korkuyor?
Sonuçta bir erkeğin de bir kadına ihtiyacı var. Dolayısıyla bir kadının güzel bir ilişki kurabilmek için önce kendi benlik bilincine sahip olması sonra da hayatı paylaşacağı erkeği, kendisini anlaması konusunda desteklemesi gerekiyor. Çünkü bir erkek bir kadını, kadın anlatmadığı sürece asla anlamayacaktır. Freud, ‘İnsanı anladım ama kadını anlayamadım’ der. Biz bile kendimiz anlayamıyoruz çünkü insanlığın soyunu devam ettiren kadının farklı ve karmaşık bir yapısı var, duygusal zekası ise erkeğe göre çok gelişmiş durumda.  Bunun farkında olmamız gerekiyor.  Bunu bilmediğimiz anda kendimize ihanet başlıyor ve şu anda yaşadığımız toplum da bu anlayışla almış başını gidiyor.

Kendimize nasıl ihanet ediyoruz?
Kendimizi reddediyoruz. Duygularımızı, varlık nedenimizi reddediyoruz. Toplumsal mekanizmadaki fonksiyonumuzu reddediyoruz. Kadınsız bir dünya cehennem olur. Ne çocuk büyür ne de erkekler erkek olur. Dünyada kadın olmasaydı ne olurdu bir düşünün.  Kadın toplumun içinde, insanlık tarihi içinde kendi fonksiyonunu hep hatırlaması ve bilmesi gerekiyor. 

Bu eğitimle öğrenilebilen bir farkındalık mıdır?
Bu davranışlar otomatiktir ve kuşak geçişlidir. Örneğin anne eziliyor, adeta babanın kapatması gibi… Bu ailenin kızı bir yandan kuşak çatışmasının da etkisi ile ya ben de annem gibi olursam diye tepki gösterirken birgün kendisi de bir kapatma oluveriyor. Benim işim de sabahtan akşama kadar kadınların kendi benliklerinin yeniden farkına varmalarını sağlamak…

Evlenmek isteyen taraf gerçekten hep kadınlar mı?
Bu söylem erkeğin işine geliyor. Hiçbir adamla evlenmeyin bakalım ne olacak? 30 yıl önce adamlar kızların peşinden nasıl koşardı? Nasıl liselerin kapı önlerinde beklelerdi değil mi? Ve şimdi nasıl ferahladılar…  Bu nasıl mı oldu? Kadının kendine ihanet etmesi ile oldu. Erkekler de şimdi beş tane sevgilim olur, çocuğa da bakmam, gel yapış bana diyebiliyorlar. Bütün bu adamlar işte bu hezeyanlı kadını tarif ediyorlar. Eğer insan kendi gerçekliğinin farkında değilse hezeyana düşer çünkü kendi çığlığını kendi bile duymuyordur.  Bu durumdaki kadın hep daha yüksek bağırıyor,  her şeyi kontrol etmeye çalışıyor çünkü hiçbir şeye hakim olmadığını düşünüyor.  Birçok kadının her şeyi kontrol etme çabası da buradan kaynaklanıyor. Kadının kendi ekolojisine bakması, ‘hep veriyorsun ey kadın, titre ve kendine gel’ demesi gerekiyor.

Kadınlara bu anlamda nasıl destek oluyorsunuz?
Buraya gelen kadınlar birkaç seansta toparlanıyorlar çünkü hepsinin duygusal zekası çok güçlü. Hemen, ‘ bir dakika ben ne yapıyorum?’ deyiveriyorlar. Kadın kontrolünde olmadığını düşündüğü için her şeyi kontrol etmeye çalışıyor oysa kontrol hiçbir zaman kadından çıkmıyor.  Ancak gerçekle uyuşmayan bir imaj yaratılıyor, adeta kadın yok gibi… Kadın doğurmasın, emzirmesin, büyütmesin bakalım ne olacak? Bunu iyi düşünmek gerekiyor.

Bir de annelik sorumluluğu var…
Modern kadının işi çok zor… İçerde de dışarda da çalışacak, hem de iyi anne olacak. Ama böyle bir dünya yok. Kadın çocuk doğdurduktan sonra hala canhıraş bir biçimde para kazanmaya çalışıyorsa o zaman o adamla ilişkisinde bir problem vardır. Babanın görevi geçinebilecek parayı kazanıp getirmek ve maddi yükü daha fazla yüklenmektir. Kadın da erkeği, dışarıdaki can pazarından para kazanıp getirmesi için destekler. Bu aşamada erkeğin de kendisini saf dışı bırakılmış hissetmemesi gerekiyor. Aldatma yoktur dediğimiz yer de burası. Adam gideyim de aldatayım demiyor, saf dışı bırakıldığı, dışarda kaldığı için gidiyor.

Annelik ya da kariyer arasında seçim mi yapmalıyız?
Anne olmanın gereklerinin modern toplumla bağdaşmadığını kabul etmek gerekiyor.  Kadın, bebeğini doğurduktan sonra bakımı bir başkasına devrederek tekrar çalışmaya başlıyor. Ancak anne ve bebeğin bu uzak kalışı ikisine de iyi gelmiyor. Doğal olan 0-2 yaş arasında annenin, bebeğin tüm ihtiyaçlarını giderebilecek kadar bebeğine yakın olabilmesidir. Eğer anne çalıştığı yere bebeğini getirebiliyorsa, emzirebiliyorsa, altını değiştirebiliyorsa çalışmaya devam edebilir. Aksi takdirde kariyerine ara vermesi gerekiyor. Ancak birkaç yıl sonra iş yaşamına geri dönen kadın kendini zayıflamış hissediyor çünkü bir zamanlar beraber çalıştığı arkadaşlarını ilerlemiş, kendi yöneticisi olmuş buluyor. Burada bir sistem sorunundan bahsediyoruz.  Durum böyleyken erkeğin kadının sonsuz desteklemesi, baba kimliği ile yapabileceği her şeyi yapması, iş kimliği ile de finansal sorumluluğu üstlenmesi gerekiyor. Bu destek ünitesi kurulmadan çocuk sahibi olmak birçok soruna neden oluyor.

Evliliğin insan doğasına ayrı olduğu doğru mu?
Buna asla inanmıyorum. Evlilik denilen şey hukuksal mekanizma değildir. Hukuk yapalım diye mi imza atıyoruz? Hukuk ancak boşanırken aklımıza geliyor. Biz güzel hayallerle, dışardaki can pazarına karşı dayanışma için birliktelik oluşturuyoruz. Ancak çok ekolojik olan bir şeye ihanet ettiğimiz için evlilikler yıkılıyor.




EKOLOJİNİZE DÖNMENİZ  İÇİN 5 TEKLİF

1.       ŞİDDETİ GÖRMEZDEN GELMEYİN
Bir erkek size bir kez kaba davranır, görmezden gelirsiniz.  Bir sonrakinde desibel biraz daha artar ama kaybetmemek uğruna yine görmezden gelirsiniz. İşte bir adamın o kadını öldürme raddesine gelmesi bu aşamalardan geçer. Aslında adam şiddetle bir şey ifade etmek istiyordur.  Bu adam ne anlatıyor, bir durun dinleyin.  Örneğin küçükken annesinin babası tarafından ezilmesi nedeniyle annesiyle özdeşlik kurmuştur ve bir kadında daha aynı şeyleri görmeye tahammül edemiyordur. O eski acılar köpük köpük kabarıyordur ama o farkında bile değildir. İlişkinizin neşeli dilinde ‘sen bana kaba davranıyorsun, bana başka bir şey mi anlatmak istiyorsun? Neyin var, birlikte bulalım. Sana nasıl destek olabilirim?’ diye sorun. Çünkü erkeğe ancak kadın destek olabilir.  Böylece hem erkek anlaşıldığını fark edecek hem de kadın ilk defa bir erkekle insani boyutta gerçek bir ilişki kurmuş olacak.  Seks herkesle yapılır, yemek herkesle yenir ancak bu duygusal travmaların içinden geçmeyi herkesle yapamazsınız.  Uzun soluklu, gerçek, ekolojik bir ilişki de ancak böyle olur.

2.       EKOLOJİNİZE İHANET ETMEYİN
Bedensel sağlık ile ilgili ne varsa duygusal sağlıkla ilgili de o vardır yani duygusal sağlığın da beslenmesi gerekir. Beden ekolojik gıdalarda, ruh da ekolojik duygularla beslenir. Tabii ki çatışma olacak, acı olacak yeter ki sağlıklı bir açıklık ve netlikle doğamıza uygun yaşansın. Beton binaların, kulelerin içinde yaşayabiliriz yeter ki duygusal ekolojinize ihanet etmeyin. Kendinize sorun, “Nedir beni tatmin etmeyen? Niçin bir şeyler eksik içimde?” Bu eksikliğin içinden geçebilen kadın erkeği suçlamak yerine nasıl olursa iyi olacağını erkeğe tarif edebilir hale gelecek. Beni mutlu edemiyorsun demek yerine, nasıl mutlu olabileceğini anlatacak.

3.       AŞKIN TUZAĞINA DÜŞMEYİN
Kadınların düştüğü bir başka tuza ise aşk beklentisi tuzağı… Aşk söylemi o kadar abartılı ki sinemada 5 filmin dördü aşk üzerine, kitaplar da öyle… Peki nedir bu aşk? Bir kaos ve kaosta bir ilişki olmaz. İlişki ve evlilik bir disiplindir, kutsaldır.  Onu kutsal saymazsak hayatta başka bir anlam kalmaz. O kutsallığa ihanet kendimize ihanete dönüşüyor. İlişkiyi disiplinle, saygı duyarak, zamanın akışında paylaşımla, destekle, ortak dil kullanarak yaşamak, aşkı da güzel yemekler pişirmek için bir malzeme deposu gibi kullanmak gerekiyor.


4.       İŞ ZAMANI İLE İLİŞKİ ZAMANINI AYIRIN
İş hayatı, yoğun rekabet nedeniyle çok hızlı akan zamanı kullanıyor. Oysa ilişki başlıyor ve bir bulut gibi devam ediyor. Çalışan kadınlar kocalarıyla ve çocuklarıyla olan ilişkilerini de iş kimliği ile yönetiyorlar. Örneğin çocuğuna onu getir, bunu yap, bu tiyatroya gideceksin, bu kursa devam edeceksin diyen bir anne insan ekolojisine uygun davranmamış oluyor.  Bu tür ilişkiler de zamanla sağlığını yitiriyor.

5.       BAŞKALARI İLE KIYASLAMAYIN

Yetersizliklerinizi değil, yetkinliklerinizi ön plana çıkartın. Yetersizliklerinizi de yetkinliklerinizi örten değil, onları destekleyecek unsurlar olarak görün. Bir defter tutun, bir tarafa varlıklarınızı, diğer tarafa geliştirmek istedikleriniz yazın. Varlıklarınız çoğalttıkça varlık bölümüne ekleyin.  Varlıklarınızın arttığı görmek sizi rahatlatacaktır. Geliştirmeniz gerekenler konusunda kıyası kullanın ancak varlıklarınız için asla kullanmayın. Ne annenizle, ne arkadaşlarınızla ne rakiplerinizle kendinizi kıyaslamayın. Varlıklarınızı nasıl hazza dönüştüreceğinize odaklanın.   Kadını mutlu görmenin erkeği de mutlu ettiğini unutmayın ve ona nasıl mutlu olacağınızı tarif edin, başardığında da bunu ona gösterin. 

Read more...
Related Posts with Thumbnails