OLCAY TEYZE KİM?

22 Ekim 2013 Salı

Facebook’taki arkadaşlarım bana sık sık şunu sorarlar: Olcay Teyze kim?

Özellikle onu sorarlar çünkü Olcay (Akkent) Teyze tüm arkadaşlarına olduğu gibi benim yaptığım tüm paylaşımlara da mutlaka yorum yapar. Hem yorumları hem de bu sıkı takibi herkesin dikkatini çeker.
Olcay Teyze beni sanırım hayatımın ilk beş yılından birinde tanıdı. Hangisi olduğunu tam olarak bilemiyorum. O zamanlar ben miniciktim, şimdi benim kızım Yağmur Olcay Teyzesi ile aynı boyda. 



Onunla ilgili ilk anım, “İkimiz de başak burcuyuz, ikimiz de çiğ yufka seviyoruz, ikimiz de ekmeğin köşesini yiyoruz” deyişimizdir.
Evet, aradan onca yıl geçti. Facebook’ta düzenli şekilde paylaşımlar yapan ve her paylaşıma yorum yazmayı ihmal etmeyen Olcay Teyze bugün 85 yaşında.
Bilgisayarını çok sever. Onunla her gün belli saatler arasında düzenli mesai yapar. Her şeyi olduğu gibi bilgisayarı da çok büyük bir ciddiyetle öğrendi, öğrenmeye devam ediyor. Bir soru sorar, yanıtını mutlaka küçük kağıtlara yazar. Aklına takılan bir şey oldukça dönüp bakar, bulur ve işini halleder. Facebook’ta her seferinde aynı akıl karışıklıklarını yaşayan ve bana aynı soruları soran anneme sık sık “Niye Olcay teyze gibi not almıyorsun?” derim.
Ben bu satırları yazarken televizyonda Kim Milyoner Olmak ister yayınlanıyor ve Çökertme türküsü bir senfoni orkestrası tarafından çalınıyor, yarışmacıdan parçayı bilmesi isteniyor. Olcay Teyze bu yarışmayı kaçırmaz.Ne de güzel bir tesadüf oldu. Çünkü biz Olcay teyze ile Bodrum’dan tanışırız. Bence bu ilişkimizi daha özel yapar. Bugün hayatta olmayan anneanneme (Devlet İzbudak), anneme (Sema Aydınelli), bana ve bugün dokuz yaşındaki kızıma arkadaş olabildiği ömrüne çok da güzel anılar sığdırmıştır. Bunları yıllarca kitap haline getirme hayali ile yazmıştır ama sonunda www.akkentolcay.blogspot.com adresinde yayınlamaya karar vermiştir. Bu kararından da çok memnundur çünkü anılarını her gün yenileri eklediği için satırlar her geçen gün artabilmektedir. Bu işi yaparken ona yardım ettiğim için bana sık sık, sık sık, sık sık teşekkür eder.
Olcay Teyze yılın altı ayını Üsküdar’daki evinde, altı ayını ise Bodrum’daki evinde geçirir. İkisine de yılda birkaç kez gideriz, harika sofralarda çok güzel sohbetler edip çok lezzetli yemekler yeriz. Şarap geceleri bile yaparız.
Onun evine gidince insan onun kadar düzenli, temiz ve zevkli olmak, onun kadar çok kitap okuyabilmek, onun gibi günün sadece beli saatlerinde ama kendini tamamen vererek internete girmek, onun gibi gazeteleri uzun uzun okumak, anılarını yazmak ve hatta bazen onun gibi yalnız yaşamak ister. Hatta eve döner dönmez öyle olmaya karar verir ama sonra yapamaz. Ama bu arada çok şey öğrenmiş olur. Çünkü bunca yılın birikimine her gün yeni bilgiler katan, okuyan, araştıran Olcay teyze öğrendiklerini paylaşmayı da sever, hem yol yordam öğretir hem de yeni şeyler…  Ve bir de… Hiç sabit fikirli, katı, fanatik değildir, sorgular, araştırır, yorumlar ve yanlışa yanlış demeyi de bilir. Bu nedenle bazı konuları sadece aramızda konuşuruz.
İşte Olcay teyze böyle biridir. Daha fazlasını merak edenler anılarını blog sayfasında keyifle okuyabilirler.
Sevgiler

Yaprak 

Read more...

BİR PAZAR GÜNÜ

20 Mayıs 2013 Pazartesi



Pazar günü annemin hatıralarını aramaya Rumelihisarı’na gittik.

Annem, kızım ve kızımın arkadaşı ile…

1977’de aslında benim de içinde olduğum anıları, Avukat Bilgin Özsun’un evini, o eve çıkan tarihi asansörü aradık.  Bulduk.

Anlatılanlardan mı etkilendim, kendim mi hatırlıyorum bilmiyorum.  Portakallı bir çikolata, lacivert bir elbise, Londra’dan annemin getirdiği Barbie irisi bebeğim Brigitte, camın içinde oturmuş Boğaz’ı seyreden genç bir kadın aklımda kalanlar…

Bugün hepsi çok önemli mevkilerde olan, bir daha hiç görüşülmemiş o insanlarla yaşananları hala bugün gibi hatırlayan anneme şaşırdım.

Güzel bir yemek yedik. Restoranda şimdiden bronzlaşmış beyaz mini şortlu kızlara, valenin otomobillerini getirmesini hafif bir çalımla bekleyenleri, bir Pazar için biraz fazla şık olan İstanbul hanımefendilerini, akıllı telefonları ile fotoğraf çekip çekip paylaşanları izledik.

Bir de üzerinde sarı-kırmızı bayrağımızın salındığını köprüyü… Keyifle…

Sonra yürüdük. Uzun uzun yürüdük.

Mayoları ile mangal yapanları, yatlarında sallananları, birbirlerini süzenleri, kimselere bakmadan koşanları gördük.

Her geçişimde gözüme kestirdiğim amforalı balkona baktım.

Çok yürüdüm, hak ettim diye çocuklarla dondurma yedim.

Çocuklar niyetçinin yavru tavşanını sevmek istedi. Adam çocuk başına 2 TL istedi. Ben nazlanınca da ekledi: “Ne olacak ki, 2 liracık.”

“Sabahtan beri kaç tane 2 lira harcadım biliyor musun?” dedim.

“Biliyorum tabii, hiçbir şey yapmasan 150 lira gidiyor” dedi.

Sonunda o kazandı, kızlar tavşanı kucakladı.

Yanımdan geçen bir kız “Çocuklarımın adını Demir ve Derin koymak istiyorum” dedi arkadaşına.

Onun için biraz üzüldüm, her şeye daha yeni başlayacak diye…

Ona biraz da gıpta ettim, her şeye yeniden başlayacak diye.

Kızlar Boğaz boyu parende attılar, herkes onlara baktı, utanmış gibi yapıp aslında mutlu oldular.

Amatör balıkçılardan birinin oltasına takılan balığı gören minicik kız sevinç çığlıkları atıp balığı tutmaya çalıştı. Herkes durdu onu izledi, diğerleri bir olay mı var diye durup izleyenleri izledi.

Dönüşte mayolu mangalcılar azalmış, çöpler çoğalmıştı.

Arabamıza bindik, evimize döndük.

Bugün Google’a sorduk. Meğer Bilgin yıllar önce ölmüş. Zaten uzun yıllar hiç İstanbul’da olmamış.

bir varmış bir yokmuş dünya masalmış
her yolcudan bu handa hoş seda kalmış

Read more...
Related Posts with Thumbnails